HEPİMİZİN İHTİYACI: HASTA HAKLARI

HEPİMİZİN İHTİYACI: HASTA HAKLARI

HEPİMİZİN İHTİYACI: HASTA HAKLARI

Hasta yakınlarının hasta ziyareti

Hasta hekim ilişkileri ve bu husustaki etik sorunlar günümüzde pek çok kez tartışılan, zaman zaman su yüzüne çıkan güncel bir konu olarak dikkatleri üzerine çekmekte. Böylesine önemli ve bir o kadar da geniş olan bu konuyu üstün körü geçmek elbette pek mümkün olamayacaktır. Bu nedenle bugün hasta hekim ilişkilerinin bir parçası olan, belki de zaman zaman göz ardı edilen hasta haklarına ve bu hakların geçmişine değinelim istiyorum.

HASTA HAKLARI TARİHİ

Hasta haklarının nasıl ortaya çıktığını ve gelişim serüvenini daha iyi kavrayabilmek adına tarihteki hasta-hekim ilişkisinden biraz bahsetmekte yarar var. Hasta hekim ilişkisi incelendiğinde bu ilişkiyi açıklamaya yönelik birçok modellemenin öne sürüldüğünü görebiliriz. Szasz ve Hollender 1956 yılında bu ilişkiye yönelik; etkinlik-edilgenlik, yol gösterme-iş birliği etme ve karşılıklı katılım temeline dayanan ilişki olmak üzere 3 tür ilişki tanımlamaktadır. Bu modelin bazı noktalarda yetersiz kalması ve birtakım soru işaretleri doğurmasıyla bunları yanıtlamak adına 1992 yılında Ezekiel J. Emanuel ve Linda L. Emanuel; Paternalistik, Bilgilendirici, Açıklayıcı ve Görüşmeci model olmak üzere 4 tür ilişki tanımlamışlardır. (1)

Bu modellerden paternalistik veya diğer adıyla babacılık modeli belki de birçoğumuzun geleneksel Hipokrat tıp anlayışı içerisinde sıklıkla duyduğu ve en çok bildiği model olarak karşımıza çıkmakta. Bu modelde hekim adeta bir gardiyan görevini üstlenerek hastanın tercihlerinden bağımsız olarak hastanın güvenliği, sağlığı ve yararı adına kararlar alan; hasta ise ‘bilgelikle’ alınan bu kararları kabul ederek bunlara uyan edilgen bir rol üstelen kişi olarak görülmektedir.  Bundan biraz daha farklı olan ikinci modelimiz, bilgilendirici modele göre hekim bir teknik uzman edasıyla hastayı bilgilendiren ve hastanın seçtiği müdahaleyi uygulayan kişidir.

Açıklayıcı modelde hekim danışman görevini üstlenerek hastayı bilgilendirir ve bilgilendirici modeldekine ek olarak ne istediğini gerçekte tam olarak bilmeyen hastaya ne istediğini açıklayarak hastanın ihtiyacına yönelik seçimi yapmasına yardımcı olur.

Görüşmeci modelde ise açıklayıcı modelden farklı olarak hekim kendi tercihlerini de ortaya koyar. Hekim bir öğretmen veya arkadaş gibi davranır, hasta ile karşılıklı konuşarak hangi davranış veya müdahalenin daha iyi olacağını aktarır. Hastanın değer ve tercihlerini tanır onun için en iyisini isteyerek ona sadece ne yapabileceğini söylemekle kalmaz ne yapması gerektiğini de anlatır. Ancak hastanın karar verme sürecinde bir zorlamada bulunmaz. (2)

Tüm bu modeller aslında hasta hekim ilişkisinin gelişim ve dönüşüm sürecinde birer mihenk taşı olarak bu serüvenin önemli parçalarıdır. Bu yapı taşlarını bir arada tutan çimento ise kanaatimce bu ilişkiden doğan hasta ve hekimin hakları ve sorumluluklarıdır.

Arthur Conan Doyle tarafından yazılan Yatan Hastanın Macerası öyküsünün 12 Ağustos 1893 tarihli Harper's Weekly'deki ABD baskısından alınmış çizim.

Arthur Conan Doyle tarafından yazılan Yatan Hastanın Macerası öyküsünün 12 Ağustos 1893 tarihli Harper’s Weekly’deki ABD baskısından alınmış çizim.

HASTA HAKLARININ DOĞUŞU VE GELİŞİMİ

Hasta haklarının çıkış noktası insan haklarına dayanmakta olup temelleri ikinci kuşak insan haklarından olan sağlık hakkına uzanmaktadır. Ancak geçmişe uzanan bir yolculuğa çıktığımızda çok da uzağa gitmeden, bu hakların aslında çok yakın bir tarihte ete kemiğe bürünerek resmiyet kazandığını görebiliriz. 2. Dünya Savaşı sonunda gerçekleşen Nazi deneylerindeki etik düzenleme açığından yola çıkarak 1947’de ortaya çıkan Nürnberg (Nuremberg) Kodu sonucunda, insan deneylerinde insanların özgür iradeleriyle, gönüllülük esasıyla onam vermesi gerektiği öne sürülmüştür. (3) Hukuktaki açıklardan doğan mağduriyetlere karşı durmak belki o insanlara fayda sağlamamış olsa da gelecek nesiller için birer kıvılcım oluşturmuştur. Bu gibi kıvılcımların büyümesi ve çoğalması sonucunda 1957 yılında ABD’de bir malpraktis davasında Avukat Paul G. Gebhard ilk defa ‘aydınlatılmış onam’ terimini kullanmış (4) ve bu, 1972 yılında ABD’de mahkeme kararlarında bir hak olarak vurgulanmıştır. Sonuçta ilk hasta hakları bildirgesi 1973’te Amerikan Hastaneler Birliği (AHA) tarafından ilan edilmiştir (A Patient’s Bill of Rights). Günümüzde birçok kaynakta, hasta haklarının doğuşu olarak kabul edilen bu tarihte, hasta haklarının hastalara Hastaneler Birliği yani hekimler tarafından kazandırılması ve bu hakların günümüzde birçok hekim tarafından zaman zaman kendi haklarının kısıtlaması olarak görülmesi ise sizce de bir hayli dikkat çekici ve düşündürücü değil midir? Aslında bu durum, yani hasta haklarının hastanelere açılan seri davalardan sonra kazanılmış olması tepkinin etkiden doğduğunu ve hakların verilmediğini ancak alındığını da doğrular niteliktedir.

Bill Clinton, Joe Hoeffel, Ron Klink, Ed Rendell, ve Chaka Fattah Amerikan Hasta Hakları Bildirgesinin bir etkinliğinde

 

Hasta hakları bildirgesinin yürürlüğe girmesiyle hastalara kazandırılan temel haklar şu şekildedir:

Saygı görme (dil, din, ırk ve cinsiyetten bağımsız olarak)

Mahremiyete saygı

Aydınlatılmış Onam hakkı

Acil bakım hakkı

Güvenli bir ortamda belli standartlarda sağlık hizmeti alma hakkı

Tedaviye katılma veya tedaviyi reddetme hakkı

İşleyiş ve işlemler konusunda bilgilendirilme

Faturayı inceleme hakkı (şeffaf faturalandırılma hakkı)

George Washington Hastanesi'nin önündeki Washington Circle'da Meclis Başkanı Newt Gingrich, hükümet müdahalesi olmaksızın hastaları koruyan ve sağlık hizmetlerinde seçenekleri garanti eden yasaları tanıtmak için bir basın toplantısından önce hastane çalışanlarını selamlıyor.

George Washington Hastanesi’nin önündeki Washington Circle’da Meclis Başkanı Newt Gingrich, hükümet müdahalesi olmaksızın hastaları koruyan ve sağlık hizmetlerinde seçenekleri garanti eden yasaları tanıtmak için bir basın toplantısından önce hastane çalışanlarını selamlıyor.

Bu bildirgenin ilan edilmesinden sonra da hasta hakları gelişimini sürdürmeye devam etmiş ve yeni bildirgeler peş peşe ilan edilmiştir. 1981’de Dünya Hekimler Birliğinin Lizbon Hasta Hakları Bildirgesini yayınlaması ile hasta hakları uluslararası bir önem kazanmıştır. Bu bildirge 6 maddeden oluşmakla birlikte ilerleyen yıllarda 1995’te Bali’de yeniden düzenlenmiş; 2005’te Santiago’da da editoryal olarak gözden geçirilerek günümüzdeki son şeklini almıştır. Bu nedenle Bali ve Santiago Bildirgeleri Lizbon II ve III Bildirgeleri olarak da adlandırılmaktadır. Lizbon Bildirgesinde temel olarak kaliteli tıbbi bakım alma, hekim veya sağlık kuruluşunu seçme, kendi kaderini tayin etme, bilgilendirilme, gizlilik, onur (haysiyet) hakkı ve dini yardım gibi haklara yer verilmiştir. Buradaki onur hakkı; hasta mahremiyetine saygı, ıstıraptan kurtulma, insancıl terminal bakım ve mümkün olduğunca onurlu ve rahat bir ölümü kapsarken dini yardım alma hakkı ise hastanın ruhsal ve manevi konfor isteme (dini bir temsilci isteme de buna dahil) veya bunu reddetme hakkını kapsar. Bali ve Santiago Bildirgelerinde ise ilk defa yasal olarak yetersiz hastalar, sağlık eğitimi, bilinci kapalı hastalar ve hastanın isteğine aykırı girişimler gündeme gelmiş bunlarla ilgili yeni düzenlemeler getirilmiştir. (5)

Tüm gelişmeler Lizbon Bildirgeleriyle sınırlı kalmamıştır. 1994’te Dünya Sağlık Örgütü’nün yayınladığı Amsterdam Bildirgesiyle hasta hakları; Sağlık bakımında (hizmetlerinde) insan hakları ve değerleri, bilgilendirme, onay, mahremiyet ve özel hayat, bakım ve tedavi, başvuru olmak üzere 6 ana başlık halinde ele alınmıştır. (6) Bu bildirgede hastaların şikâyet için başvurabilmeleri ile ilgili hususların ana bir başlık altında irdelenmesi de bence hasta hakları açısından oldukça önemli bir değere sahiptir.

Avrupa Konseyi İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi 1997’de Oviedo İspanya’da imzaya açılmış ve 1999’da yürürlüğe girmiştir. Türkiye de bu sözleşmeyi 2003’te kabul etmiş ve böylece 2004’te ülkemizde de yürürlüğe girmiştir. Bu sözleşme, günümüzde biyomedikal alanda insan haklarının korunmasına ilişkin yasal olarak bağlayıcı tek uluslararası belge olarak görülmektedir. Bu sözleşmede şu ana kadar bahsettiğimiz bildirgelerden farklı olarak insan genomu ve organ aktarımı gibi konulara ve bunlarla ilgili düzenlemelere de değinilmiştir. (7) (8)

Rabuor Sağlık Merkezi eczanesindeki hastalar, Hızlı Teşhis Testi (RDT) kullanılarak sıtma için pozitif test edildikten sonra ilaçlarını alıyorlar. Bu yeni testten önce sıtmayı teşhis etmek 10 kat daha uzun sürüyordu.

Rabuor Sağlık Merkezi eczanesindeki hastalar, Hızlı Teşhis Testi (RDT) kullanılarak sıtma için pozitif test edildikten sonra ilaçlarını alıyorlar. Bu yeni testten önce sıtmayı teşhis etmek 10 kat daha uzun sürüyordu.

 Hasta Haklarına İlişkin Avrupa Statüsü Ana Sözleşmesi 2002’de Roma’da hazırlanmıştır. Bu Sözleşmede hastalara ait 14 haktan bahsedilmektedir. (9)

  1. Koruyucu Tedbirlerin Alınması Hakkı
  2. Yararlanma Hakkı
  3. Bilgi Hakkı
  4. Rıza (onay) Hakkı
  5. Özgür Seçim Hakkı
  6. Özel ve Gizlilik Hakkı
  7. Hastaların Vaktine Saygı
  8. Kalite Standartları Hakkı
  9. Güvenlik
  10. Yenilik Hakkı
  11. Gereksiz ağrı/acı ve Sıkıntılardan Sakınma Hakkı
  12. Kişisel Tedavi Hakkı
  13. Şikâyet Hakkı
  14. Tazminat Hakkı

Özetle; geçmişten günümüze hasta haklarının gelişim ve değişim serüvenini incelediğimizde bu hakların bir anda ortaya çıkmadığını, bu sürecin hukuk sistemindeki açıklardan ve ihtiyaçlardan doğup zamanla akıl ve mantık süzgecinden geçirilerek vicdan terazisinde tartılarak şekil aldığını, belki de bilmediğimiz duymadığımız dokunaklı hikayelerin kahramanlarının mimarı olduğu bir süreç olduğunu ve günümüze dek birçok yönden geliştiğini söyleyebiliriz. Bu noktada etiğin ne denli önemli olduğuna dikkat çekmek istiyorum. Etik, hasta haklarının henüz hukuksal bir anlamlılığı olmadığı dönemde insanların akıl, mantık ve vicdanlarına seslenerek hasta haklarını savunmuş ve bu hakların hukuka kazandırılmasında itici bir güç olarak görev almıştır. Bana sorarsanız etiği asıl önemli kılan da hukuktan bir adım önde ilerleyerek daha güncel kalabilmesi, her daim insanların ihtiyaçlarına hitap edebilmesi ve tüm insanlar tarafından koşulsuz kabul görebilmesidir. Bence etik insanı yasalara bağlamadan özgürleştiren ancak bir yandan da kendi vicdanına bağlayarak köleleştiren 2 zıt kutbun bir arada olduğu bir mıknatıs gibidir. Manyetik alanına giren diğer mıknatıs ve metalleri hızla kendine çektiği gibi onlara yapıştığında onlardan güçlükle ayrılan, gittikçe büyüyen büyüdükçe güçlenen bir kuvvettir. Peki sizce etik nedir?

Kaynakça:

  1. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/421529
  2. https://medicinainternaucv.files.wordpress.com/2013/02/cuatro-modelos-de-relacic3b3n-m-p.pdf
  3. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/220489
  4. https://www.turkjsurg.com/full-text/1120/tur
  5. https://www.wma.net/policies-post/wma-declaration-of-lisbon-on-the-rights-of-the-patient/
  6. https://agriism.saglik.gov.tr/TR-69200/amsterdam-bildirgesi.html
  7. https://www.coe.int/en/web/bioethics/oviedo-convention
  8. https://sbu.saglik.gov.tr/hastahaklari/biyotipsozlesme.htm
  9. https://sbu.saglik.gov.tr/hastahaklari/avrupastatusu.htm

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.