Açlık Yediklerimizi Nasıl Daha Lezzetli Hale Getiriyor?

Açlık Yediklerimizi Nasıl Daha Lezzetli Hale Getiriyor?

Size de karnınız açken yiyeceklerin çok daha lezzetli geldiği oluyor mu? Annenizin yaptığı, çok da hoşunuza gitmeyen, bir yemeği açken daha lezzetli buluyor musunuz? Peki ya arada kendinize “Ya ben çok açım ya da bu yemek çok lezzetli olmuş!” diyor musunuz? Eğer cevabınız “EVET” ise size sevindirici bir haberim var: Gerçekten de yediğimiz yiyecekler karnımız açken bize çok daha lezzetli geliyor. Japonya Ulusal Fizyolojik Bilimler Enstitüsünde yapılan yeni bir araştırmaya göre açken yediğimiz yiyecekler bize sadece daha lezzetli gelmekle de kalmıyor aynı zamanda eğer yediğimiz şeyin tadı acıysa beynimiz onu daha yenilebilir bir hale de getiriyor.

Beslenme davranışında görev alan merkezi nöral devreler bir hayli karışık ve pek çok faktör tarafından (organizmanın içsel durumu, duygular ve yiyeceğin lezzeti gibi) düzenlenen sistemlerdir.  Bunların arasında tat merkezi yiyeceklerin kalitesini belirlemek için iştah açıcı veya tiksindirici uyaranların algılanmasında kritik bir öneme sahiptir. Örneğin tatlı ve umami gibi tatlar amino asit ve şeker içeren kalorice zengin gıdaların sembolüdür. Bu yüzden hayvanlar açlıklarını giderebilmek için mümkün olduğunca bu tarz yiyecekleri tüketirler. Buna karşın ekşi ve acı tatlar bozulmuş ya da zehirli gıdaların göstermesi olabilir. Bu yüzden hayvanlar kendilerini korumak için bu gıdaları tüketmekten kaçınırlar.

Tat tercihi ve duyarlılık, gıda seçimini belirleyen en önemli iki kriterdir. Fakat bu olgular her zaman kesin olmayabilir ve sıklıkla açlık, tokluk gibi içsel durumlara bağlı olarak değişiklik gösterebilir. Yakın zamanda yapılan çalışmalarla meyve sineklerinden insanlara kadar çeşitlilik gösteren değişik türlerde açlığın tatlı tercihini ve/veya duyarlılığını artırdığı ortaya konmuştu. Fakat bunlarda görevli yolakların içeriği ve işleyişi bilinmiyordu.

Açlığın tat merkezleri üzerindeki etkisini gösteren şema, Ken-ichiro Nakajima
Kaynak: https://scx2.b-cdn.net/gfx/news/2019/howhungermak.jpg


Japonya Ulusal Fizyolojik Bilimler Enstitüsünde fareler üzerinde yapılan çalışmanın amacı temel olarak iştah regülasyonunda hayati önemi olan hipotalamustaki AgRP (Agouti İlişkili Peptit) üreten nöronların seçilip kemogenetik ve optogenetik yöntemlerle aktifleştirilerek açlık koşullarında farelerin tat algıları üzerindeki etkileri gözlemlemekti.  AgRP nöronları aktifleştirerek yapay bir fizyolojik açlık oluşturmayı başaran ekip bir sonraki adımda GABAerjik olmayan glutamaterjik nöronların (Vglut2LHA nöron), aktifleşen AgRP nöronlarla korale hareket ettiğini tespit etti.  Bu nöronların iştah açıcı ve tiksindirici tatların tercihlerinin düzenlenmesinde anahtar rol oynaması sebebiyle açlıkla ilişkili iki yeni tat düzenleme mekanizması bulunmuş oldu (AgRPARC→Vglut2LHA→LS ve AgRPARC→Vglut2LHA→LHb). Böylelikle lateral septuma (LS) giden glutamat nöronlarının tatlı tercihini artırıp lateral habenulaya (LH) giden glutamat nöronlarının acı tatlara duyarlılığı azalttığı görüldü.

AgRP nöronlar, hipotalamusun arkuat nükleusunda yerleşen ve normalde beslenme davranışını tetiklemek için fizyolojik açlıkla aktifleşen nöronlardır. Bu nöronların sentezledikleri AgRP, nöropeptit Y (NPY) ile birlikte iştah açıcı uyarıların oluşmasında görevlidir. Ayrıca transjenik farelerde yapılan deneylerde AgRP’nin aşırı ekspresyonunun hiperfaji ve obezite gibi rahatsızlıklara yol açtığı görülmüştür.

Ekip, her ne kadar iki yeni nörolojik yolak bulmanın haklı gururunu yaşasa da bunun daha başlangıç olduğunun farkında. Bu konuda araştırmanın eş yazarı Yasuhiko Minokoshi: “Bir sonraki adım bu hipotalamik nöronal yolakların diyabet ve obezite gibi patofizyolojik yollarla değişiminin araştırılması. Örneğin halihazırda obezite hastası insanların tatlıya karşı güçlü bir seçicilikleri olduğunu biliyoruz; bu belki de lateral septuma giden glutamat nöronlarının aktivitelerindeki değişiklikle ilişkili olabilir.” diyor.

*Bu yazı 17 Ekim 2019 tarihli “How hunger makes food tastier”(neurosciencenews) adlı  yazı ve ilişkili makaleden derlenmiştir.

Kaynakça:

Yazar: Mustafa EMRE

Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Bilimsel Araştırma Topluluğu Üyesi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.