Antibiyotikler Virüsler Üzerinde de Etkili Olabilir mi?

Antibiyotikler Virüsler Üzerinde de Etkili Olabilir mi?

Toplumumuzda sadece bakteriler üzerinde etkili olan “antibiyotik” lerin özellikle viral hastalıklar için kullanılması şüphesiz en büyük yanlışlardan biridir ve direnç gelişimi gibi büyük sorunlara yol açmaktadır. Öyle ki halkı bilinçlendirmek ve bu aşırı kullanımı kısıtlamak adına çeşitli politikalar yürütülmektedir. Yani mottomuz “Antibiyotikler virüslerde işe yaramaz, bu nedenle viral hastalıklarda kullanılmamalıdır.”

Ancak NIH’teki araştırmacılar bu bilginin doğruluğunu sorgulatacak veriler elde etti.

Özellikle 2016’dan beri Güney Afrika başta olmak üzere pek çok ülkede salgınlara yol açan zika virüsü tedavisi için geniş çapta bir ilaç taraması yapan araştırmacılar tetrasiklin türevi bir antibiyotik olan metasiklinin işe yaradığına dair sonuçlara ulaştı.

Bilindiği gibi zika virüsü; flavivirüs cinsinden, tek zincirli bir RNA virüsüdür. Virüsle enfekte olan çoğu kişi bu süreci asemptomatik geçirse de bazı kişiler için hastalık ölümcül olabilir. Hatta gebelerde plasenta bariyerini aşıp fetüsü enfekte edebilir. Bebek bu nedenle mikrosefali ve diğer konjenital anomalilere sahip bir şekilde doğabilir. Özellikle gebeliğin ilk 3 ayında bu risk çok yüksektir. Virüs aynı zamanda Guillain Barre sendromu riskini de artırmaktadır.

Görsel kaynağı: https://www.bbc.com/news/world-latin-america-35601808

Virüs, tıpkı diğer RNA virüsleri gibi enfekte ettiği hücreye RNA’sını salar. İstila edilmiş hücre de RNA’nın kodladığı proteinleri sentezler. Bu sayede yeni virüsler üretilir ve çoğalma sağlanır.

Bilim insanlarının dikkat ettiği şey ise bu proteinlerin ilk başta birbirine bağlı bir şekilde üretilip daha sonra “NS2B-NS3 proteaz” adlı enzim tarafından birbirinden ayrılarak işlev kazanmasıydı. Bu enzimin inhibisyonuyla proteinlerin aktifleşemeyeceğini, sonuçta da virüsün çoğalamayacağını düşündüler ve bu enzimi inhibe edebilecek ilaçları geniş bir spektrumda incelemeye aldılar.

Görsel Kaynağı: https://viralzone.expasy.org/6756

Hem FDA onaylı olması hem de plasentadan geçebilmesi, ayrıca etki mekanizmasının da belirlenen stratejiye uygun olması nedeniyle tetrasiklin grubu üzerine yoğunlaştılar. Oral yoldan kullanılabilir olması da bu grubun bir diğer avantajıydı.

Küçük bir not: Tetrasiklin grubu antibiyotikler ribozomların 30-S alt ünitelerine bağlanır ve t-RNA’ların buraya bağlanmasını engelleyerek protein sentezini inhibe ederler.

Petri kabındaki nöronal kök hücreler üzerinde yapılan deneylerde metasiklinin bu hücrelerdeki zika virüsü enfeksiyonunu azalttığı görüldü. Zika virüsüyle enfekte edilmiş fare modellerinde de ilacın, virüs kaynaklı motor bozuklukları azalttığı gözlemlendi. Ancak yine de enfeksiyonu tamamıyla önleyemedi.

Fare modellerini detaylandırırsak Zika virüs ile enfekte modellerde uzuvlarda sertlik, tremor, dik durmada zorlanma, denge kaybı, flask paralizi, nöbetler ve kilo kaybı gözlendi. Beynin histolojik incelemesinde ise gliozis, kortikal ve purkinje nöronlarının kaybı görüldü. Kan damarlarında genişleme, vakuolasyon, inflamatuar hücre infiltrasyonu gözlemlenen diğer bulgulardı.

Metasiklinle tedavi edilmiş farelerde ise beyinde zika virüs enfeksiyonu azaldı ve zika virüs tarafından indüklenmiş motor defisitlerin şiddeti azaldı. Ancak enfekte hayvanlardaki kilo kaybı önlenemedi. Gövde kontrol yeteneği, sırt üstü çevrildiğinde geri dönme süresi, metasiklin ile tedavi edilen farelerde önemli ölçüde iyileştirildi. Bu hayvanların beyni incelendiğinde virüse ait çokça RNA ve protein bulundu. Beynin pek çok bölgesinde zika virüse ait protein ekspresyonu azaldı. Serebellar purkinje hücrelerinde ise bir miktar kayıp olduğu görüldü. Metasiklin tedavisi ise kontrol grubundaki enfekte edilmemiş farelerin beyinlerinde bir hasara yol açmadı ayrıca enfekte olmuş fareleri de purkinje hücre kaybına karşı korudu.

Tetrasiklin grubunun yanı sıra pek çok başka ilacın da denendiğini söylemiştik. Yine bir antibiyotik olan Novobiosin de denenen ilaçlar arasındaydı. Bu ilaç gönüllülerden birinde bilirubin metabolizmasını inhibe ederek sarılığa yol açtı. Aynı zamanda ciltte raşlar, lökopeni, gastrointestinal rahatsızlık gibi genel yan etkiler ve nadir de olsa ciddi yan etkiler yarattı.

Özellikle sestodlara etki eden bir antihelmintik olan Niklosamid de nöronal kök hücrelere karşı toksik etki gösterdi.

Öyle görünüyor ki zika virüsü enfeksiyonu için umut vaat eden bu gelişme tartışmaya çok açık. Ancak bilimde her doğrunun zamanla değişebileceğinin de bir kanıtı.

Teşekkürler.

KAYNAKÇA

  1. Abrams, R. P., Yasgar, A., & al, T. T. (2020). Therapeutic candidates for the Zika virus identified by a high-throughput screen for Zika protease inhibitors. PNAS, 1-11.
  2. Şahin, O., & Mihmanlı, V. (2016). Zika Virüs. Okmeydanı Tıp Dergisi, 29-36.

Yazar: Esra ESMER

Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi dönem 4 öğrencisi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.