Dr. Frankl’ın Üçüncü Prensibi

Dr. Frankl’ın Üçüncü Prensibi


”Mümkünse her gün tıraş olun; bu iş için bir cam kırığı da kullanmanız gerekse…Bunun içim son ekmek diliminizi vermek zorunda bile kalsanız,tıraş olun .Daha genç gözükürsünüz ve kesikler yanaklarınızın daha kırmızı gözükmesini sağlar. Hayatta kalmak istiyorsanız, bunun tek bir yolu var: Çalışmaya elverişli gözükün. Diyelim ki topuğunuzda ki küçük bir yaradan ötürü topallasanız bile, bir SS görevlisinin bunu farketmesi halinde gaz odasını boylayacağınızdan emin olabilirsiniz.” Daha sonra  beni gösterdi ve şöyle dedi: ”Açık konuşmamdan rahatsız olmadığını umarım.” Diğerlerine dönerek tekrarladı:”Aranızda bir sonraki elemeden korkması gereken tek kişi o. Bu nedenle merak etmeyin.”             Gülümsedim. Şimdi o gün benim yerimde olan herkesin aynı şeyi yapacağına inanıyorum.

Bu anlatılanlar,  toplu katliamların en büyüğünün yapıldığı, trenlere bindirilen tutukluların onun istikametine yönelmesinden korktuğu, gaz odaları ile bilinen Auschwitz ölüm kampından aktarılıyor. Bu kampa getirilen bir tutukluysanız, önce çırılçıplak soyulur sonrasında korku dolu bir bekleyişe girersiniz. SS (schutzstaffel) subayının parmağı sağa yönelirse, altı ayda bir belki değişen kıyafetleriniz,  yıllarca fırçalayamadığız dişlerinizle bir güne paylaştırarak kemirdiğiniz bir dilim ekmeğiniz,soğuk tahtalarda başkalarıyla üst üste geçirdiğiniz geceleriniz olur ve her an krematoryuma gönderilme korkusuyla  yaşarsınız. Parmak sola yönelirse, üstünde banyo yazan kapıdan  içeri elinizde sabunla gönderilir, Polonya’nın gökyüzüne grilik katan dumana dönüşürsünüz.

Dr. M’ye göre sıradaki kurban Dr. Frankl’dı. Ama bu adam, Nazi Almanya’sının Auschwitz dahil dört ayrı toplama kampından bazen gözlem gücünü ve zekasını kullanarak bazense bütün şansını tüketerek sağ kurtuldu.Ama Viktor Frankl dahil kamptaki tüm tutuklular için hayati tehlikeyi kapoların ve gardiyanların keyfi cezalandırma ve öldürme talepleri değil, bu tutukluların intihara olan meyilleri yaratıyordu.

”Toplama kampındaki şartlar tutuklunun ayakları altındaki zemini çeker, yaşamdaki bütün hedefler uçup gider.Geriye kalan tek şey insan özgürlüklerinin sonuncusudur.Yani kişinin belirli bir durum karşısında kendi tavrını belirleme yetisi.

GORDON W. ALLPORT

Dr. Frankl, kampta kendi çalışmalarını yazdığı kitabın nüshasını SS subaylarına kaptırdı önce. Sonra annesi, babası, erkek kardeşi ve karısı gaz fırınlarında yakıldı. Maddi anlamda yediği dayaklarla bedeni, aşağılanmalarla ruhu hırpalanan , her an imha edilmeyi bekleyen ve bir yandan da herkesi derinden etkileyen intihar düşüncesi ile başa çıkması gereken bir tutuklu olarak Dr Frankl , nasıl olur da elektrik tellerine koşmaz yaşamı sürdürmeye değer bulabilirdi?

Viyana Tıp fakültesini tamamlayan, Nöroloji ve Psikiyatri alanlarında profesörlüğe yükselen ve birçok araştırmaya imza atan Viktor E. Frankl, mesleğini erken yaşlarda icra etmeye ve kendi anlamını aramaya Yahudi soykırımından önce başlamıştı. Kampta tüm bu çalışmaları ile hayatta kaldı .Bu çalışmaların ürünü ise temel disiplinlerini ve tekniğini Frankl’ın makale ve kitaplarından ayrıntılı bir biçimde öğrenebileceğiniz LOGOTERAPİ’dir

Sigmund Freud, ”Birbirinden son derece farklı bir dizi insanı aynı şekilde açlığa terkedin, kaçınılmaz açlık dürtüsünün artışıyla birlikte , bütün bireysel farklılıklar bulanıklaşacak ve bunun yerine doyurulmamış bir güdünün tek biçimli dışa vurumu görülecektir” der. Ama Sigmund Freud toplama kamplarını içerden tanımaktan kurtuldu. Dr. Frankl’a göre bu farklılıklar bulanıklaşmıyordu aksine belirginleşiyordu.

Kampta insanların, hem domuzların hem de azizlerin maskesi iniyordu. Buradaki insanlar sadece sıradan insanlardı ancak en azından bazıları çektikleri acıya değdiğine karar vererek insan kaderinin üstüne çıkma yetisini kanıtlamıştır.

Son ifade, az sonra anlatacağım Logoterapinin üçüncü temel disiplinine çok iyi bir örnektir. Bizlerin yaşam şartlarımızı ve bütün kötü durumları önce kabul edişimiz sonra değerlendirme biçimimiz, bu şartlar altında kendi dava ve yolumuzu seçmemiz , en zor zamanlarda bile yaşantımıza derin bir anlam katmamızı sağlar.

Kuşkusuz Viktor Frankl bu üstün bakış açısını kazanması için bu çaresiz insanlara nasıl yardım edeceğini bilmek istiyor.Kendine şu soruyu soruyor: Hastanın içinde bulunduğu şartlar ne kadar ürkütücü olursa olsun bir hastada (veya kamp tutuklularında) yaşam karşısında sorumlu olduğu bilinci nasıl uyandırılabilir?

Bu son paragraftan da Dr. Frankl’ın aslında kampta kendine üstün bir amaç ve hedef belirleyerek Logoterapi’de anlam bulmanın birinci yolunu uyguladığını ve bu yöntemle hayata tutunmaya çalıştığı tespitini yapabiliriz.

İnsanı haz odaklı kabul eden Freud’un ilk psikoterapi okulu ve insanı güç odaklı kabul eden Adler’in ikinci psikoterapi okulundan sonra Viktor Emil Frank Viyana’da üçüncü psikoterapi okulunu kurdu. İsmini Logoterapi koyduğu bu teori Freud’un ve Adler’in aksine ”anlam” odaklıydı.

İlk kez 1940’lı yıllarda oluşan Logoterapi, ismini yönteminden alır. ”Logos ” Yunanca’da ”anlam” demektir. Logoterapiye göre kişinin kendi yaşamında bir anlam bulma arayışı , insandaki temel güdüleyici güçtür.Ayrıca insanın anlam istemi engellenirse, Logoterapi buna ‘Varoluşsal Engelleme’ adını verir ve bu durumun kişide nevrozlara yol açabileceğini savunur. Bu nevrozları tanımlarkense gelenekselleşmiş psikojenik nevrozlar yerine nöojenik nevroz tanımını kullanır. Bunu sizler için açayım.Yani kişinin ruhsal boyutundan ziyade zihinsel boyutundan köken alan sorunlar demek.

Şimdi Logoterapinin üç temel prensibini genel hatları ile ele alalım.

1.) Hayatın her konuda bir anlamı vardır.

2.)Yaşam için temel motivasyon yaşamda anlam bulma istemidir.

3.)Yapılanlarda ve yaşanılanlarda değişmez bir acı durumu ile karşı karşıya kalınsa bile kişinin bu durumlarda ve gösterdiği tutumda bir anlam bulma özgürlüğü vardır

Frankl’ın prensipleri yaşamdaki anlam ve amacı ölçen Crumbaugh ve Maholick’in PIL testi ile başarısını kanıtladı ve bu prensiplerle hareket eden insanların diğerlerine nazaran stres, madde kullanımı, depresyon ve komleksten daha uzak olduğunu gösterdi.

Logoterapi’de özellikle anksiyetenin ”yerine getirilemeyen sorumlulukların kaygısı” şeklinde tanımlanmasının ve nevroz tedavisinde Hyper-reflection olarak adlandırdığı aşırı düşünme faaliyetine karşı geliştirdiği ”Çelişik niyet” yönteminin fazlaca dikkatimi çektiğini söyleyebilirim.

Frankl’ın kitaplarından herhangi birini okursanız orada anlam bulmanın şu üç yoluna rastlayabirsiniz.

1.)Bir eser yaratarak ya da bir iş yaparak

2.)Bir şeyi deneyimleyerek veya bir insanla etkileşerek yani sevgiyle

3.)Kaçınılmaz acıya karşı bir tavır geliştirerek anlam bulunabilir.

Dr. Frankl yöntemlerini uyguladığı insanların çoğusunun aslında hasta olmadığını düşünce hataları içersinde yanlış tercihler yapan bireyler olduğunu söyler. Bu yüzden bu terapi yönteminin kişilere daha çok bir yaşama sanatı kazandıracağını, sorunlarla daha kolay başa çıkmasını sağlayacağını ayrıca boşluk hissi içerisindeki bireylere de yardımcı olabileceğini söyleyebilirim. Tabiki ben daha doktor değilim ve bunlar benim şahsi çıkarımlarımdır.

Ancak yine de Logoterapi, anksiyete, depresyon, OKB, ve çok etkili olmamakla birlikte şizofreni tedavisinde denenmiştir.

Gelelim yazıma başlığını da veren son sözlere.

Viktor E. Frankl’ın, ”İnsanın Anlam Arayışı” adlı kitabında , Auschwitz kampındaki hayatında anlam bulma yolunda geliştirdiği fikirlerini sık sık dile getirdiğini ama yaşanılan bütün kötü olaylarda ve acılarda bir anlam bulabilmeyi temel edinen üçüncü prensibi hakkındaki görüşlerinden çok da bahsetmediğini görüyoruz.Bu noktada her birimizin yorumları ve tabiki gerçekler değişiklik gösterecektir. Ama benim şahsi fikrim şu yönde: Viktor Frankl Nazi kamplarına düştü, tüm ailesini kaybetti ve çok acı çekti.Ve ben bütün bu talihsizliklerin Dr. Frankl’ın kendi terapi yönteminin gerekliliğini ve haklılığını ispatlayabilmesi ve terapinin gücünü deneyimleyebilmesi için yaşandığına inanıyorum.

Kaynak: The Will To Meaning, İnsanın Anlam Arayışı(53.baskı),
https://www.goodtherapy.org/learn-about-therapy/types/logotherapy

https://encyclopedia.ushmm.org/content/tr/article/auschwitz

Yazar: Cemre Sena Aydın

OMÜ Tıp fakültesi 2. Sınıf öğrencisiyim. Tıp okumaya sonradan karar verdim.Psikiyatri ve felsefeye ilgiliyim.Hareketi, hayal kurmayı, gözlem yapmayı ve keşfetmeyi severim.Fotoğraf çekmekten hoşlanırım.Ekstrem sporlara oldukça meraklıyım.Orta üstü-ileri seviye masa tenisi oyuncusuyum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.