Hofmann’ın problemli çocuğunun katili Hippiler mi Amerikan hükümeti mi?

Hofmann’ın problemli çocuğunun katili Hippiler mi Amerikan hükümeti mi?


https://www.washingtonpost.com/news/retropolis/wp/2017/10/19/the-day-anti-vietnam-war-protesters-tried-to-levitate-the-pentagon/

LSD’nin mucize ilaç mertebesinden yasadışı uyuşturucu madde seviyesine düşüşüne tanık olan Albert Hofmann, 1979 yılında yayınladığı “My Problem Child” adlı kitabında şöyle yazıyordu: “Yanlış ve uygunsuz kullanım yüzünden LSD benim problemli çocuğum oldu. Çok yararlı olabilecek bir ilaç bir zevk maddesi haline geldi, suiistimal edildi. LSD’nin yasaklanması hataydı. Bağımlılığa yol açmıyordu. Kontrollü bir şekilde bilim alanında kullanılması çok faydalı olabilirdi.”

Bir kimyasal maddenin kaderi insanların düşünce akımlarıyla değişebilir mi? LSD nedir ve nasıl keşfedilmiştir? LSD’nin bireylerden kalabalıklara,laboratuvarlardan asit partileri ve müzik festivallerine yolculuğu nasıl oldu? LSD’nin karşı kültür ve Amerika ile imtihanı… Bu soruların cevapları ve daha fazlası için okumaya devam edin.

LSD ( liserjik asit dietilamid), algıları ve hisleri çarpıtan ve değiştiren uzun süreli psikoaktif bir ilaçtır. Kontrolsüz durumlarda,mevcut olan en güçlü ruh hali değiştirici ilaçlardan biridir. Kullanıcının gerçeklik algısında on iki saate kadar sürebilen derin çarpıtmalara neden olur.

1938’de İsviçreli bir kimyager Albert Hofmann ilk kez bir ilaç firması olan Sandoz için bir projenin parçası olarak LSD’yi sentezledi. Hofmann, çavdarda yetişen ergot ( Claviceps purpurea olarak bilinir) adında parazitik bir mantar üzerinde çalışıyordu .
Tarihe “Bisiklet Günü” olarak geçen 19 Nisan 1943 gününün öğleden sonrasında Albert Hofmann bisikletle laboratuvardan evine dönerken, çevresindeki nesnelerin ansızın değişiverdiğini hissetti.

Evdeyken, “rüya gibi” bir durumdaydı ve “kesintisiz, fantastik resimlerin kesintisiz bir buharını, yoğun, sürekli değişen renk oyunuyla olağanüstü şekillerde” algılıyordu.

Ertesi gün, Hofmann sıradışı bir şey yaptı. Bugünki tipik minimum dozdan on kat daha fazla yani 250 mikrogram LSD aldı. Kısacası, çılgına döndü ve zar zor konuşabiliyordu. Başlangıçta panikledi ve laboratuvar asistanından doktor çağırmasını istedi. Doktor, Hofmann’da, dilate olması, dışında yanlış bir şey bulamadı. Yaşadığı panik kısa süre sonra coşku hissine dönüştü ve Hofmann bir kez daha güzel şekiller ve renkler algıladı. Ertesi gün, Sandoz’da başkalarına olanlardan bahsetti ve onlar da benzer sonuçlar elde etmek için ilacı denediler. Başka hiçbir ilacın bu kadar küçük dozlarda bu kadar güçlü etkileri olduğu bilinmemekteydi.

LSD almış hasta 9. saateki görünüşünü böyle resmediyor.

Peki LSD Hofmann’a ne yaptı?

Bilim adamları, LSD’nin beyindeki bir nörotransmiter olan serotoninin düzenlenmesinde rol oynayan reseptörleri etkileyerek çalıştığına inanıyor. Serotonin, ruh hali, motor kontrol, duyusal algı, açlık, vücut ısısı ve cinsel davranış gibi davranışsal, algısal ve düzenleyici sistemlerin kontrolünde rol oynuyor.

Bu sistem LSD alarak bozulduğunda , kullanıcının gerçeklik algısında değişime veya başka bir deyişle halüsinasyonlara neden oldu.

Bu duyusal halüsinasyonlara hızlı ve yoğun duygusal salınımlar eşlik edebilir. Sonuç olarak, bir LSD “gezisi” keyifli bir deneyim olmaktan kabus gibi bir duruma çok hızlı bir şekilde geçebilir ve bu durum ilacın etkisini son derece tahmin edilemez hale getirir.

LSD, halüsinasyonlar ile ilişkili değişmiş zihinsel durum nedeniyle, başlangıçta psikomimetik( şizofreni gibi zihinsel hastalıkları taklit eden bir madde ) olarak kabul edildi. Araştırmacılar, ilacın etkilerinin şizofreni veya paranoya ile benzer olmasını umdular ve bu da halkın LSD’yi üzücü ve nahoş bir deneyim olarak algılamasına neden oldu.

Ancak, bir araştırmacı LSD hakkında farklı fikirlere sahipti. Sidney Cohen, hastalıkları ve ilaçları inceleyen ve LSD’ye ilgi duyan farmakoloji alanında çalışan bir profesördü. 1955 yılında, hastalarının ne yaşadığını anlayabilmek için yaptığı ilacı kendisi almaya başladı. Cohen’in ilacın etkilerini , “günlük yaşamın endişeleri ve sıkıntıları ortadan kalktı; onların yerine görkemli, güneşli, cennet gibi bir iç sessizlik vardı”şeklinde tanımladı . Cohen paranoya bekliyordu ama meditasyona benzeyen huzurlu bir sansasyon yaşadı.

Bu deneyim sebebiyle bilim insanları LSD’nin akıl hastalıkları tedavisi için kullanılabileceğini düşündüler. Cohen kendi deneylerini yapmaya başladı ancak meslektaşlarından farklı bir yaklaşımla; Cohen, LSD’yi bir “bilinç değişimi” olarak yeniden tanımlamaya çalıştı . Bu, LSD’nin bir paranoyadan ziyade dünya insanının ego ve gelenekselliğini aşmasına izin veren bir deneyim olabileceği anlamına geliyordu Cohen’in aydınlatıcı deneyimi, Algı Kapıları’nın yazarı bizimse daha çok Cesur Yeni Dünya’sından tanıdığımız Aldous Huxley gibi diğer entelektüeller tarafından paylaşıldı. Algı Kapıları, Huxley’in meskalin ve LSD gibi psikedelik ilaçlar hakkında öğrendiklerini anlattığı popüler bir karşı kültür kitabıdır. Bunun gibi kitaplar özellikle genç liberal lisans öğrencileri ve tabiki karşı kültür denince ilk aklımıza gelen Hippiler olarak bilinen genç yetişkin toplulukları arasında popülerdi.

60’LARIN KÜLTÜR DEVRİMİ

1959’da Guguk Kuşu eseriyle tanıdığımız Ken Kesey, ABD hükümetinin LSD’nin etkileri üzerine yapılan deneylerine katılan küçük grubun içinde yer aldı ve bu karar onu ülkede LSD’yi deneyen ilk insanlardan biri yaptı. Bu deneyim Kesey için bir uyanış gibiydi. Daha sonra LSD’nin kendisine aydınlanma sağladığını ve beyninin bilinmeyen girintilerine dokunmasına izin verdiğini yazdı.”Guguk Kuşu” yeni yaratıcılığının ve ifade özgürlüğünün bir ürünüydü. Hippilerin temsilcisi haline gelen Ken Kesey 1964 yılında yoldaşlarıyla birlikte içine LSD doldurdukları ve “Furthur” adını verdikleri otobüsle Amerika’nın çeşitli yerlerine seyehat ettiler ,gittikleri her yere asit partilerini de taşıdılar. O zamanlar, LSD henüz yasadışı bir ilaç olarak sınıflandırılmamıştı.


https://commons.wikimedia.org/w/index.php?search=KEN+KESEY&title=Special%3ASearch&go=Go&ns0=1&ns6=1&ns12=1&ns14=1&ns100=1&ns106=1#/media/File:Furthur_01.jpg

LSD’nin öforik ve halüsinasyonel güçleriyle beslenerek ve ütopik geleneklerden yola çıkarak, 1967 yazında çok kısa bir sürede olağanüstü bir kültür artışı görüldü.

Dünyanın yeniden doğabileceği inancıyla birlikte sanat,moda ve müzikte yaratıcı bir patlama oldu. Psikedelik sanatının canlı, akıcı renkleri ve sevginin tüm sorunlara çözüm olduğu inancıyla karakterize olan, Batı toplumunun bütün sosyal, politik, ekonomik ve estetik unsurlarını reddededen ve dünyayı dönüştürmek için yola çıkan Hippi kültürü oluştu, zihinleri LSD ile genişlemiş savaş karşıtı çiçek çocuklar doğdu.

LSD, popüler kültürün yanı sıra Leary ve Alpert gibi akademik taraftarları yardımıyla da popülerleşmeye devam etti. Bununla birlikte Hippilerle ilgili olumsuz tutumlar ortaya çıkıyordu. Bunda uzattıkları saçları dolayısı ile pis görünmeleri, çıplak olmaları ve serbest cinselliği savunmaları etkili oldu. Daha sonra “ABD’nin LSD’ye Karşı Yoğun Kampanya Planları” başlıklı 1966 tarihli LA Times makalesinde, muhabir Rudy Abramson, FDA’nın(Food and Drug Administration )LSD’yi “neredeyse narkotik maddeler kadar tehlikeli” olarak kabul ettiğini ve LSD’yi “üniversite kampüslerinde çok fazla erişilebilir” olarak değerlendirdiğini belirtti. Aynı yıl, New Jersey Narkotik Uyuşturucu Çalışma Komisyonu, açıkça LSD’nin “ülkeye en büyük tehdit”olduğunu ve “Vietnam Savaşı’ndan daha tehlikeli” olduğunu iddia etti. 1967’de Bilim Magazin, LSD’nin kromozomlara zarar verdiği iddiasını yayınladı. LSD toplum içinde kontrolsüzce kullanımı ve tehdit oluşturması nedeniyle suçlanmış, tıbbi tedavi potansiyeli olduğu bu çevreler tarafından tamamen göz ardı edilmişti.

Medya, federal hükümeti harekete geçirmeye zorladı, 60’ların sonlarında LSD, ABD’de yasadışı hale getirildi. LSD, Hippilerle ve kültürlerarası hareketle eşanlamlı hale geldiği ve kötü probagandası yapıldığı için halk tarafından da dışlandı.

Böylece LSD’nin başlangıçta bilinen terapötik faydaları, korku hikayeleri anlatılıp kültür devrimi izlenerek unutulup gitti. Faydalarının unutulması ile birlikte ilacın popülaritesi azalsa bile, sevginin gücü ile bir savaşın(Vietnam Savaşı) nasıl reddedileceğini gösteren bir kuşak insana arkadaşlık ettiği için sosyolojik etkileri uzun sürdü.

KAYNAKÇA:
1-https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/3910781
2- https://www.britannica.com/topic/hippie
3-https://www.verywellmind.com/the-effects-of-lsd-on-the-brain-67496
4-https://www.medicalnewstoday.com/articles/295966.php
5- http://pitjournal.unc.edu/content/lsd-and-hippies-focused-analysis-criminalization-and-persecution-sixties
6- http://www.bbc.com/culture/story/20181016-how-lsd-influenced-western-culture
7- https://psychedelictimes.com/the-colorful-history-of-lsd-from-counterculture-to-modern-psychotherapy/
8-https://www.nytimes.com/2008/05/05/arts/05conn.html
9- https://science.howstuffworks.com/lsd.htm

Bu yazı yukarıdaki kaynaklardan derlenmiştir.

Yazar: Cemre Sena Aydın

OMÜ Tıp fakültesi 2. sınıf öğrencisiyim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.