Müziğe dokunmak, renkleri tatmak: Sinestezi

Müziğe Dokunmak, Renkleri Tatmak: Sinestezi

Kromestezi– Kaynak: https://farm3.staticflickr.com/2917/13945328368_f13058a2c9.jpg


Sinestezi birleşik duyu anlamına gelen, belli bir duyuya ait uyarının beyindeki başka bir duyu yolağını otonom ve istemsiz olarak aktive etmesi olarak tanımlanan bir duyum ve algı bozukluğudur. Bu istemsiz aktivasyon sonucu kişiler çevrelerindeki görsel, işitsel, kimyasal vs. uyarıları birbirleriyle karıştırabilir ve örneğin müzik notalarının her birini ayrı bir renk veya renklerin tonları şeklinde “görebilirler” (kromestezi). En sık görülen sinestezi türü günlerin renk olarak algılanmasıdır. Günleri nasıl algılarız sorusuna belli bir duyu organı olarak cevap veremeyiz ve buradan anlaşılacağı üzere sinestezi bir tek duyuların değil duyum ve algının de karışmasıdır.

Sinestezi üzerine araştırmaların ve objektif nitelikte testlerin gelişmesi ile bu hastalığın önceden düşünüldüğünden çok daha sık göründüğü ortaya konulmuştur. 2006’da Perception dergisinde yayınlanan, sinestezi ile ilgili ilk kapsamlı prevalans araştırması niteliğini taşıyan çalışmaya göre, bu hastalığın popülasyondaki sıklığı %4.4 civarında ve yine aynı çalışmaya göre kadınlar ve erkekler arasında prevalans açısından anlamlı bir fark yok ki önceden kadınlarda daha sık göründüğü ve hatta X kromozomu üzerindeki bir bozukluktan kaynaklandığına dair ciddi yayınlar vardı.

Grafem-renk sinestezisi- Kaynak: https://www.researchgate.net/profile/David_Eagleman/publication/273150268/figure/fig3/AS:340448523636744@1458180661994/Grapheme-Color-synesthesia-in-6588-participants-The-letter-color-pairings-across-the.png

Üzerinde en çok çalışılan, yakın bir zamana kadar en sık sinestezi tipi olduğu düşünülen grafem-renk sinestezisinde kişiler harfleri ve/veya sayıları belli renklerde görür. Örneğin kişi 4 sayısını mavi olarak görür veya ‘A’ harfini kırmızı, hatta küçük ‘a’ harfini başka bir renk olarak görebilir. Burada önemli olan nokta bu harflere ve sayılara “atfedilen” renkler kişiden kişiye değişse de bir kişi için hep aynıdır. Sinestezi bunun dışında duyuların çok farklı kombinasyonları şeklinde de ortaya çıkabilir. Örneğin sayılar kişilik karakterleri olarak algılanabilir: 3 hep kibirlidir, 4 neşeli, 6 sinirli vs. veya sözcükler belli tat veya kokularda algılanabilir ya da her rengin belli bir dokusu, sertliği, yumuşaklığı vardır. Sinestezik algıların önemli bir başka özelliği de temel nitelikte olmalarıdır; yani örneğin bir ses kişinin “masmavi bir denizin üstünde parlak turuncu bir günbatımı” görmesine neden olmaz onun yerine basit bir renk olarak algılanır.

Oksipital lobdaki görme merkezi- Kaynak: https://d2ck0sxsjau14o.cloudfront.net/wp-content/uploads/2015/06/Eye-and-visual-cortex-in-brain-by-CLIPAREA.jpg

Beynimizde duyular için ayrılmış belli bölgeler vardır ve bunlar duyu organlarımızla ve beynin daha üst merkezleriyle etkileşim içinde çalışır ve bir sinyalin duyumsanıp algılanmasını sağlarlar. Farklı duyu merkezleri arasında ise, koku ve tat dışında, elektriksel bir bağlantı yoktur. Sinesteziklerdeyse bu bölgeler birbirleriyle etkileşim halindedir. Bir ses uyaranı temporal lobdaki işitme merkezini aktive ettiği gibi oksipital lobdaki görme merkezindeki nöronlarda da deşarj yaratabilir. Normal bir beyinde engelleyici (inhibitör) ve uyarıcı (eksitatör) nörotransmitterler dengeli bir şekilde salınır bu yüzden durduk yere şekiller görmez, sesler duymayız. Epilepsi, şizofreni gibi hastalıklardaysa bu denge bozulmuştur. Sinestezide de anormal uyarıcı nöron deşarjı düşünülen mekanizmalardan bir tanesi. Epilepsi ve şizofreni hastalarında sinestezinin normal popülasyona göre sık görülmesi de bu görüşü destekler niteliktedir. Bunun dışında herkesin doğduğunda sinestezik olduğu fakat sonradan bu yolakların gerilediği gibi bir görüş de var ve bu görüşe göre harf, kelime, şekil, renk, ses, günler, haftalar gibi kavramların sinestezinin sık görülen tiplerini ilgilendirmesinin sebebi bu kavramların neredeyse hepsinin bir bebeğin ilk karşılaştığı kavramlar olduğudur. Bunun dışında ileri yaşlardaki sinestezi hastalarının yabancı dili hızlıca öğrenme gibi bebeklere has yeteneklere sahip olmaları da bu görüşün bir kanıtı sayılıyor.

Peki sinestezi bir hastalık olarak tanımlanabilir mi? Sinestezi hastalarının çoğu belli bir yaşa kadar bu durumun farkında olmadıklarını, çevrelerindeki insanların algılarının farklı olduğunu öğrenmeden önce algı dünyalarının gayet nötr, sıradan olduğunu belirtmişlerdir. Sonuçta nasıl “normal” bir insan algı dünyasını direkt gerçeklik olarak kabul ediyor ve bunu sorgulamıyorsa, sinestezikler için de bu karmaşık algılar olağan ve hatta olması gerektiği gibidir. Çoğu insan için bir sorun yaratmamasının yanı sıra bazı insanlar için bu avantaj bile olabiliyor. Sinestezik kişiler genelde çevreye göre algı düzeyleri yüksek, daha yaratıcı, tipine göre değişmekle birlikte soyut, görsel veya analitik konularda yetenekli insanlardır. Örneğin mekânsal dizi sinestezisi olarak adlandırılan, kişilerin sayı dizilerini üç boyutlu ve farklı konumlarda gördükleri sinestezi tipinde kişiler matematik hesaplarını hızlı bir şekilde yapabiliyor veya çok uzun bir sayı dizisini kolaylıkla hatırlayabiliyorlar. Sözcüklerin tat olarak algılandığı tipte yabancı dil öğrenmek çok daha kolay olabiliyor. Ses-renk sinestezisi olan kişiler ise genelde resim veya müzik alanında oldukça özgün eserler üretebiliyor.

Sinestezik bir ressam olan Wassily Kandinsky’nin “Blue Sky” isimli eseri- Kaynak: https://www.wassily-kandinsky.org/images/gallery/Blue-Sky.jpg

Sinesteziye bu açıdan bakıldığında fiziksel ve ruhsal bir sağlık sorunu yaratmadığı için hastalık olarak tanımlanmamalı gibi geliyor fakat sinestezi aynı zamanda algı sorunlarına yol açabilir. Özellikle epilepsi beraberliğinde görülen veya travmaya bağlı oluşan sinestezide duyular karmaşık algılandığı gibi yanlış da algılanabiliyor veya sanrılar eşlik edebiliyor. Yine de sinestezi üzerine yapılan birçok çalışma tedavi amacıyla değil beynin özellikle algı işlevlerini daha iyi anlamak amacıyla yapılıyor. Mekanizması henüz tam olarak aydınlatılamamış bu  “hastalık” tıp tarihinde birçok örneği bulunan, ‘patolojiden yola çıkarak mekanizmayı çözmek’ durumuna yeni bir örnek olma yolunda ilerliyor.

Kromestezisi olan bir ressam olan Melissa McCracken’ın tablosu- “David Bowie- Life on Mars”– Kaynak: https://static.boredpanda.com/blog/wp-content/uploads/2015/04/DSC_0177__880.jpg

Kaynakça:

  1. J. Simner, et al. 2006. Synaesthesia: The Prevalence Of Atypical Cross-Modal Experiences. Perception, sf: 1024-33.
  2. Harvey JP. 2013. Sensory perception: lessons from synesthesia: using synesthesia to inform the understanding of sensory perception. Yale Journal of Biology and Medicine; 86(2):203-16
  3. David M. Eagleman ve ark. 2007. A standardized test battery for the study of synesthesia. J Neurosci Methods, 139–145.
  4. David Eagleman, Incognito: Beynin Gizli Hayatı (İstanbul, Domingo Yayınları, 2013), 80-83

Yazar: Nuriye Varoğlu

Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğrencisi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.