ÖLÜMDEN TAM ANLAMIYLA DÖNMEK: Ölüme Yakın Deneyim ve DMT Molekülü

ÖLÜMDEN TAM ANLAMIYLA DÖNMEK: Ölüme Yakın Deneyim ve DMT Molekülü

Merak, yüzyıllardır yeni arayışlar ve bilinmeyeni aydınlatma uğraşında olan insanlığın en iyi tetikleyicisi oldu. Bilinmeyene olan merakımız insanlığı Ay’a taşıdı. Mars’taki organik moleküllerin keşfi bile “Curiosity (Merak)” adlı uzay aracı sayesinde mümkün oldu. Bugün ise insanlık tarihinde en çok merak ettiğimiz olgulardan birini yani ölüm anında yaşanılanları ve “Ölüme Yakın Deneyim’i (Near Death Experience)” inceleyeceğiz.

Ölüme Yakın Deneyim

Öncelikle ölüme yakın deneyimin tanımı ve bu deneyimi yaşayan insanların anlattıklarına göz atalım.
Ölüme Yakın Deneyim temelde, kalbin durmasıyla birlikte tıbbi olarak bireyin ölü sayıldığı süreçte öznenin yaşadığı tecrübelerdir. Genellikle ölüme yakın insanlarda, yoğun fiziksel ya da duygusal acı durumlarında, kalp krizlerinden veya travmatik beyin yaralanmalarından sonra, hatta meditasyon ve senkop (kan basıncındaki düşmeye bağlı bilinç kaybı) sırasında da yaşanabilir. Dr. Melvin Morse’un “Işıkla Gelen Değişim” adlı kitabında yer alan ve Hürriyet gazetesi yazarı Ali Atıf Bir tarafından kaleme alınan Ölüme Yakın Deneyim (ÖYD) örneklerine bir göz atalım. 
1. Ölmüş gibi hissetmek: “Anlatması çok güç. Öyle bir andı ki; kocamın karısı değildim, çocuklarımın annesi değildim, annem ve babamın çocukları değildim. Yalnızca ve tamamen kendimdim.”

-Kalp rahatsızlığı sonrasında, 65 yaşında Chicago’lu bir kadının sözleri.

2. Acı duymamak ve huzur: “Sanki beni dünyaya bağlayan ipler kesilmiş gibiydi. Artık ne korku hissediyordum, ne de kendi bedenimi. Doktor ve hemşirelerin benimle ilgili bir çaba içerisinde olduklarını duyabiliyordum, ama bu durum benim için hiçbir şey ifade etmiyordu.”

-Trafik kazası sonucu ölen ve tekrar hayata döndürülen Georgia’lı bir kadının sözleri. 

3. Bedenin dışına çıkmak: “Yukarıdan hastane yatağında yatmakta olan kendi bedenime bakabiliyordum. Etrafımda telaşla koşuşturan doktorlar ve hemşireler vardı. Onların odaya bir makine getirdiklerini ve yatağımın ayakucuna yakın bir yere yerleştirdiklerini görebiliyordum. Kutuya benzeyen makinenin yanlarına bağlı iki kol uzanıyordu. Sonradan anladım ki bu alet kalp durduğu zaman onu yeniden çalıştırmak için kalbe şok uygulayan o makinelerden biriydi. Bir rahip içeri girdi ve bana bir tür cenaze duası okumaya başladı. Yatağın altına doğru ilerledim ve olan biten her şeyi buradan izlemeye devam ettim. Tıpkı bir tiyatroda seyirci olmak gibiydi. Yatakta duran bedenimin arkasında bir duvar saati vardı. Hem yataktaki silüetimi hem de 11.11’i gösteren saati görebiliyordum. Daha sonra tekrar bedenimin içine girdim. Uyandığımı ve ayak ucumda bedenimi izlemiş olan kendimi aradığımı hatırlıyorum.” 

-İlaç tedavisine reaksiyon gösterdiği için ölümden dönen Arizona’lı bir kadının sözleri.

4. Tünel deneyimi: “Fırtına patlamak üzereydi ve ben golf oynuyordum. Bir anda üzerime yıldırım düştü. Birkaç saniye havada, bedenimin üzerinde asılı kaldım. Daha sonra kendimi bir tünelin içine çekiliyormuş gibi hissettim. Etrafımda hiçbir şey göremiyordum ama çok süratli bir şekilde ilerliyormuşum gibi hissediyordum. Kesinlikle bir tüneldeydim. Tünelin diğer ucuna yaklaştıkça büyüyen ışığı görünce bunu daha iyi anladım.” 

-Yıldırım düşmesi sonrasında güneyli bir araba galericisinin sözleri. 

5. Işık saçan insanlar: “Tünelin sonunda beni bir grup insan karşıladı. Hepsi de tıpkı fenerler gibi parıldıyorlardı. Sanki içerideki her şey ışıklıymış gibi etraf parıl parıldı. Oradaki insanların hiçbirini tanımıyordum ama hepsi de beni çok seviyormuş gibi görünüyorlardı.” 

-Kalp rahatsızlığı sonrasında 10 yaşında bir erkek çocuğun sözleri. 

6. Işıktan varlık: “Kocaman çiçeklerle dolu bir bahçede uyandığımı hatırlıyorum. Çiçeklerin büyük yıldız çiçeklerine benzediklerini söyleyebilirim. Bahçenin ortamı sıcacık ve aydınlıktı. Çok güzel bir yerdi. Biraz bahçede dolaştım. O ’varlık’ da orada duruyordu. Bahçe muhteşem güzellikteydi ancak onun varlığının yanında tüm bu güzellikler sönük kalıyordu. Onun tarafından sevildiğimi ve desteklendiğimi hissettim. Hayatım boyunca yaşadığım en büyülü duyguydu. Yıllar önce yaşamış olmama rağmen hâla o duyguyu hissedebiliyorum.” 

-Çocukluk ÖYD’sini anlatan orta yaşlı bir kadının sözleri. 

7. Hayatını yeniden gözden geçirmek: “Bu aydınlık varlık, etrafımı çevirdi ve bana hayatımı gösterdi. O ana kadar yaptığım her şey tekrar değerlendirebilmem için gözlerimin önünden geçiyordu. Bazı kısımlarını görmek ne kadar tatsız olsa da hayatımı baştan sona seyretmek çok güzel bir histi. Bu süreç içinde özellikle bir olayı hatırladım. Çocukken kız kardeşimin Paskalya sepetini kaçırmıştım, çünkü içinde benim istediğim bir oyuncak vardı. Hayatımı gözlemlediğim bu süreçte onun yaşamış olduğu üzüntü, kayıp ve yadsıma duygularını da hissettim. Hem incittiğim insanlar olup üzüntüyü, hem de yardım ettiklerim olup mutluluğu yaşamıştım.” 

-23 yaşında ÖYD yaşamış Ohio’lu bir kadının sözleri. 

8. Geri dönüşe gönülsüz olmak: “Hayatım gözlerimin önünden geçtikten sonra bedenime geri dönmek istemedim. Orada çok rahattım. Etrafımı saran aydınlık saf ve kusursuz sevgiydi. O (aydınlık varlık), geri dönmek isteyip istemediğimi sordu. Ben ise ona ’Hayır’ cevabını verdim. Bu cevabım üzerine O, bana dönmem gerektiğini, çünkü daha yapılacak birçok şeyin beni beklediğini söyledi. Böylece tekrar bedenime döndüm. Bunu anlatmanın başka bir yolu yok. Bir anda yatağımdaydım ve makinenin kolları elinde olduğu halde karşımda duran doktoruma bakıyordum. Bir an için hayata döndürülmüş olmaktan dolayı öfke duydum. ’Bir daha asla bana bunu yapmayın!’ dedim. Bu sözlerim beni kurtarmak için oldukça çabalamış olan arkadaşım için gerçek bir şok oldu.” 

-Meslektaşlarından biri tarafından hayata döndürülen bir kardiyolog.

9. Kişilik değişimi: “Hastanede uyandığımda ilk gördüğüm şey bir çiçekti. Ağlamaya başladım. İster inanın ister inanmayın ama fark ettim ki, ölümden döndüğüm ana kadar hiç gerçek anlamda bir çiçek görmemişim. Öldüğümde öğrendiğim en önemli şeylerden biri, her birimizin yaşayan ve çok büyük bir evrenin birer parçası olduğumuzdu. Eğer kendimize zarar vermeden başka bir kişiye ya da herhangi başka bir canlıya zarar verebileceğimizi düşünüyorsak, feci şekilde yanılıyoruz demektir.” 

-Kalp krizi sonrasında hayatta kalan 62 yaşında bir iş adamı. 

Ölüm Anı ve Ölürken Hissettiklerimiz

New York Üniversitesi Langone Tıp Merkezi’nde Resüsitasyon (canlandırma) Bölüm Başkanı Sam Parnia, ekibiyle birlikte 2000 kalp durması vakasını inceledi. Bu vakaların yüzde 16’lık bir kısmı hayata geri döndürülebildi. Parnia’nın ekibi ise hayata döndürülen yaklaşık 300 vakanın 101 tanesinde, kalp durması esnasında bireylerin yaşadıkları deneyimleri inceledi. Amaçları, bu insanların tıbbi olarak ölü oldukları süre içerisinde, zihinsel ve bilişsel olarak etraflarında olup bitenlerin farkında olup olmadıklarını anlayabilmekti. Araştırmaya katılanların yaklaşık olarak yarısı ölüm anına dair bir şeyler hatırlıyordu. Parnia, insanların hatırladıkları, en yaygın 7 imaj ve duyguyu aşağıdaki gibi sıralamıştır:

-Parlak ışık, bitki ya da hayvan görmek, korku, şiddet içerikli imajlar, dejavu, aileyi görmek, kalp durması sonrası etrafında olup bitenleri hatırlamak, duyumlarda artış, zamanın geçişiyle ilgili algıda çarpılma ve bedenden ayrılma hissi de yaygın olarak anlatılanlar arasındadır.

Parnia, ölümden dönen insanların o anda hissettiklerine dair anlattıklarının gerçek olduğunu, ancak bireylerin bunları yorumlama şekillerinin geçmişlerine ve spiritüel inançlarına bağlı olduğunu belirtiyor.
“Ruh, cennet, cehennem gibi şeyler anlatıldığında ne demek istediklerini anlaması zor. Çünkü doğduğunuz yere ve geçmişinize, kültürünüze bağlı olarak neyi nasıl yorumladığınız da değişecektir. O yüzden bu anlatılanları dinsel boyuttan kurtarıp objektif kılmak bilim açısından önemlidir.” 

Parnia, ölüme yakın deneyim yaşayanların sayısının bu araştırmaya yansıyanlardan daha fazla olduğunu belirtiyor. Vakaların birçoğunda ise kalp durmasının ardından yapılan tedavide verilen yatıştırıcılar yüzünden kısa süreli hafıza kayıpları oluyor. Fakat bu insanların o ana dair herhangi bir şey hatırlamamasına rağmen bilinçaltlarının etkilendiğini düşünüyor. Parnia, kalp durması sonrası hastaların yeniden hayata döndürülmesinin ardından tepkilerin farklılık göstermesini buna bağlıyor. Bazıları ölümden korkmayan, fedacı bir yaklaşımı benimserken, bazıları da stres sonrası travma belirtileri gösteriyor. Bu deneyimlerin görünüşteki mucizevi doğasına rağmen, bu durumun neden meydana geldiğini ve gerçekte neler olduğunu bilim çerçevesinde açıklamaya çalışan diğer uzmanların gözlemlerini de inceleyelim. 

“Near Death Experience (NDE)” adlı bu terimi literatüre kazandıran ABD’li hekim Dr. Raymond Moody de, Dr. Elisabeth Kübler-Ross ile birlikte, bu deneyimi geçiren kimselerin anlattıklarını incelemiştir. Kendisi Parnia ve ekibi gibi hastanelerde kaydedilen raporların üzerinde çalışmış ve binlerce vakanın incelenmesinden sonra şu sonuçlara varmıştır: 

– Reanimasyonla yaşama döndürülenlerin anlattıklarında birçok ortak nokta bulunmaktadır. 

– Öldü teşhisi konulan kimseler, bedenlerinin ölü sayıldıkları sürede, bilinçlerini yitirmemişler, gözlerinin kapalı olduğu ve yerlerinden kalkmadıkları halde, çevrede olup bitenleri bilmişler (Doktorun hemşireyle neler konuştuğu, hemşirenin neyi almak üzere, ne zaman, nereye gittiği vb. Burada, beş duyunun dışındaki bir algılamanın söz konusu olduğu Dr. Moody tarafından ileri sürülüyor.) 

-Tıbben ölü sayıldıkları sürede yalnızca ameliyat odasında olup bitenleri değil, oda dışındaki, oda duvarlarının ardında gerçekleşen olayları bildirmişler, yaşama döndüklerinde gördüklerini ayrıntılarıyla anlatmışlar, anlattıkları sağlık çalışanları tarafından da doğrulanmıştır. 

İnsanların belirttiği ortak özellikler hoşnutluk, bedenden ayrılma hissi (beden dışı deneyimler gibi), uzun karanlık bir tünel boyunca hızlı hareket etme ve ardından parlak ışığa girme hissidir. Anlatılan ölüme yakın deneyimlerin çoğu olumludur hatta ölüm kaygısını azaltmada, hayatı kabullenmede ve iyi oluş durumunu arttırmada bile yardımcı olabilir. Bunların yanında ölüme yakın deneyimlerin bazıları olumsuzdur. Kontrol eksikliği, yokluğun farkındalığı ve bazı ürkütücü imgelerle karakterizedir. 

Ölüme yakın deneyimler neden oluyor ve çeşitleri nelerdir?

Sinirbilimciler Olaf Blanke ve Sebastian Dieguez iki tip ölüme yakın deneyim olduğunu bildiriyorlar. İlk tip, beynin sol yarım küresiyle ilişkilendiriliyor. Değişmiş zaman algısı ve uçma izlenimi özelliklerini barındırıyor. İkinci tip ise sağ yarım küreyi içeriyor. Sesler ve müzikler duyma gibi özelliklerle karakterize ediliyor. Ölüme yakın deneyimlerin neden değişik şekillerde tecrübe edildiği açık olmasa da, beyin bölgeleri arasındaki farklı etkileşimler birbirinden ayrı deneyimleri doğuruyor. Temporal lobların da ölüme yakın deneyimlerde önemli bir rolü olduğu düşünülüyor. Beynin bu alanı duyusal bilgi ve hafızanın işlenmesi ile ilgilidir. Bu yüzden bu loblardaki anormal aktivite tuhaf duyumlar ve algılar üretebilir. Bazı araştırmacılar stresli olaylar sırasında salınan endorfinlerin, özellikle ağrıyı azaltarak ve hoş duyumları artırarak ölüme yakın deneyime benzer bir deneyimi ortaya çıkarabileceğini düşünüyorlar. Benzer şekilde, ketamin gibi anesteziklerin vücuda alınması, ölüme yakın deneyim özelliklerini taklit edebilir. Araştırmacılar ayrıca beyinde oksijen eksikliği olan serebral anoksi nedeniyle de ölüme yakın deneyim yaşanabileceğini belirtiyor. Ayrıca ani ivmelenme sırasında bilinç kaybı yaşayan pilotların tünel vizyonu gibi ölüme yakın deneyim benzeri deneyimler yaşadıklarını gösterdi. Oksijen eksikliği, halüsinasyonlara neden olan temporal lob nöbetlerini de tetikleyebilir. Bunlar ölüme yakın deneyime benzer olabilir. Ancak ölüme yakın deneyimlerin en yaygın sebebinin ekstrem koşullarda epifiz bezinden salgılanan DMT molekülü olduğu düşünülüyor. 

DMT molekülü nedir?

Dimetiltriptamin molekül şeması

Psikiyatri profesörü olan Rick Strassman 1990’dan 1995’e kadar yapılan bir çalışmada insanların DMT enjeksiyonunu takiben ölüme yakın ve mistik deneyimler yaşadıklarını gözlemledi. Strassman’ın çalışmasına göre, vücutta doğum, uyku ve ölüm esnasında doğal olarak DMT molekülü salgılanıyor. DMT salınımı hipotezini açıklamak için önce DMT molekülünü daha yakından tanıyalım. 

Dimetiltriptamin veya kısa adıyla DMT, epifiz bezi (pineal bez) tarafından uyku sırasında salgılanır. N, N-dimetiltriptamin (DMT), liserjik asit dietilamid (LSD) benzeri serotonin agonisti bir halüsinojendir ve tüm canlılarda bulunmaktadır. Salgılanması rüyaların görüldüğü evreye (REM evresi) denk gelir ve DMT’nin en büyük etkisi zaman algısında yanılgılara yol açmasıdır. Beynimizdeki her bölüm simetriktir, bu yüzden tüm bölümlerden iki tane bulunur. Bunun tek istisnası ise beynin orta kısmında bulunan ve tek bir tane olan epifiz bezidir. Epifiz bezi, omurgalıların beyninde yer alan mercimek tanesi büyüklüğünde ve kozalağa benzer bir bezdir. İngilizce ismi, kozalaksı bez anlamına gelen “pineal bez”dir. Epifiz bezinin sembolü, pek çok dini inanışa ilham kaynağı olmuştur. Hatta söz konusu kozalaksı yapıya; Buddha temsillerinin kafasında, Vatikan’da bulunan kozalak heykelinde ve daha pek çok yerde rastlayabilirsiniz. Ayrıca modern felsefenin babası sayılan Descartes, epifiz bezinin ruh ile bedenin birleştiği nokta olduğunu düşünmüştür. DMT molekülü epifiz bezinin üst kısmında üretilir. İnsanda en çok doğum ve ölüm anında salgılanır ve insan bilinci üzerinde çok etkilidir. Öyle ki, ruhun vücuda girip çıkmasını sağlayan hormon olarak adlandırılır. DMT salgılanması uykuda az da olsa artış gösterir. Asıl önemli olan ise DMT salgılanmasının doğum ve ölüm anlarındaki artışıdır. Doğum sırasında hem annenin hem de bebeğin DMT düzeyi artar. Ve DMT molekülü kan-beyin bariyerinden aktif taşımayla geçer. Vücutta üretilmesinin yanı sıra, Güney Amerika’da özellikle Peru civarında yetişen birtakım bitkilerin karışımlarından da DMT molekülü elde edilebilmektedir. Evrenle bütünlük ve sonsuzluk hissi gibi etkileri bulunan ve Güney Amerika yerlilerince geleneksel olarak şaman ayinlerinde de kullanılan “Ayahuasca” isimli içeceğin içeriğinde de DMT molekülü yoğun olarak bulunmaktadır. Ayahuasca, Banisteriopsis caapi bitkisinin dal ve yapraklarının kaynatılmasıyla elde edilen çok güçlü halüsinojen bir içecektir. Aslında kendisi Ayahuasca Asması olarak yüzyıllardır Peru’daki Amazon Ormanları’nda bilinmekte, Cobino Kızılderilileri tarafından tüketilmekte ve şamanlar tarafından toplanıp çeşitli bitkilerle karıştırılarak içilmektedir. O bölgedeki adı da zaten Şaman İksiri’dir. Ayahuasca zehirli bir bitki türüdür ve fazla tüketimi bir insanı kolaylıkla öldürebilir. Hatta öldürücü etkisinden ötürü Türkçede “küçük ölüm, yutan” gibi karşılıkları bulunmaktadır. 

Şişelenmiş Ayahuasca ve Peru yerlileri

Sözlerimi, konu hakkındaki düşüncelerimle ve film tavsiyemle noktalamak istiyorum. Araştırmalarım sonucunda, ölüme yakın deneyimin epifiz bezinden yoğun miktarda DMT salınmasıyla bireyin gördüğü halüsinasyonlardan ibaret olduğunu düşünüyorum (Maalesef ki bu düşüncem beden dışı deneyimi açıklayamıyor). Ayrıca DMT’yi diğer psikoaktif maddelere benzetiyorum. DMT’yi diğer psikoaktiflerden (Meskalin, LSD, Kokain vs.) ayıran en önemli özelliğin yalnızca vücutta doğal olarak sentezlenmesi olduğunu düşünüyorum. Daha önce de bahsettiğim gibi, Peru amazonlarında, Şamanist kabilelerce kutsal görülen ve Cawa bitkisinin özütlenmesinden elde edilen Ayahuasca yoğun miktarda DMT içeriyor ve vücuda alınması durumunda ölüme yakın deneyime yadsınamaz ölçüde benzer tecrübeler yaşatıyor. DMT etkisi altında görülen imgelerin ise söz konusu öznelerin dini ve spirütüel inançları doğrultusunda bilinçaltlarının birer yorumlaması olduğunu düşünüyorum. Belki de ana akım düşünürlerinin iddia ettiği gibi ölüme yakın deneyimler ruh ve öte dünya’nın kanıtıdır.

Sonuçta bilim, uzay-zaman eğrisi gibi esnek ve değişken. Antrparantez olarak belirtmek isterim ki bilimin yakın gelecekte bu gibi fenomenlere daha net cevaplar verebileceğine inanıyorum. 

Eğer siz de bilim-kurgu hayranıysanız, Niels Arden Oplev yönetmenliğinde çekilen 2017 yapımı ve 5 tıp öğrencisinin ÖYD deneyimlerini içeren “Flatliners” adlı yapımı izlemenizi tavsiye ederim. Ölüme yakın deneyimlerin bu gizemli doğasını ilginç bulduysanız “International Association for Near-Death Studies (IANDS, Uluslararası yakın ölüm çalışmaları topluluğu)” adlı topluluğun internet sitesini http://www.horizonresearch.org i inceleyerek geçmiş konferanslara ulaşabilirsiniz. Bilimle kalın.

KAYNAKÇA

  1. Blanke O, Dieguez S. Leaving body and life behind: Out-of-body and near-death experience. The Neurology of Consciousness: Cognitive neuroscience and Neuropathology. 2009;303:325. [Google Scholar]
  2. Moody RA.  Life After Life. Covington, GA: Mockingbird Books; 1975.  [Google Scholar
  3. Parnia S, Waller DG, Yeates R, Fenwick P. A qualitative and quantitative study of the incidence, features and aetiology of near death experiences in cardiac arrest survivors. Resuscitation. 2001;48:149–156. [PubMed] [Google Scholar]
  4. ÖYD yaşayan bireylerin tecrübelerini alıntıladığım Ali Atıf Bir’in yazısıhttps://www.google.com/amp/s/www.hurriyet.com.tr/amp/olume-yakin-deneyimler-4934207

Yazar: Ali Zihni

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.