Savaşmak Mı Daha Az Bir Sorun, Yoksa Etik Savaşmamak Mı Daha Büyük Bir Sorun?

Savaşmak Mı Daha Az Bir Sorun, Yoksa Etik Savaşmamak Mı Daha Büyük Bir Sorun?

“…Bu süreç içinde pek çok benzer olayla karşılaştım. Bir subay arkadaşım, karısı ile birlikte, bombanın ışığını görmüşler ve görünürde çok yüzeysel yaralarını göstermek için bizim sahra hastanesine uğramışlardı. Yaraları ayakta tımar edildikten sonra evlerine gittiler. Genel durumları çok iyiydi fakat iki hafta sonra ikisinin birden, ağız ve burnundan kan boşanmaya başlamış ve her ikisi de 20 dakika içinde cansız şekilde yere düşmüşler…”

Savaşmak Mı Daha Az Bir Sorun, Yoksa Etik Savaşmamak Mı Daha Büyük Bir Sorun?
1945’te Nagazaki’deki atom patlamasından sağ kurtulan Taniguchi’nin, Ocak 1946’da USMC fotoğrafçısı Joe O’Donnell tarafından çekilen fotoğrafı

6 Ağustos 1945’te, atılan atom bombasının ardından Hiroşima’da yaşananlara birinci elden tanık olmuş ünlü Japon hekim Shuntara Hida böyle anlatıyordu gördüklerini. Dr. Hida’nın o günlerde yaşadıklarından kısa bir örnek daha vereceğim ama isterseniz kimyasal ve nükleer silahların kullanımı ve etik olmayan öldürmeyi nasıl yaptığına bir göz atalım.

Nükleer ya da kimyasal silah dendiğinde bu silahların tarihinin çok da eskiye dayanmadığını düşünürdüm. Ta ki biraz daha araştırma yapıp aslında kimyasal silah kullanımının, insanların savaşması kadar eskilere dayandığını okuyana kadar.

Tarihte tespit edilebilmiş ilk kimyasal saldırı, M.Ö. 600’de Antik Yunan döneminde Atina ordusunun Kirrha şehrini kuşatmasında kullanılmıştır. Hellebore isimli bir bitkinin şehrin sularına katılması ile düşman askerleriyle sivillerin zehirlenmesi şeklinde olmuştur. 1700’de İsveç Kralı XII. Charles Lehistan-Saksonya ordusuyla savaşırken, düşmanın Dvina ırmağını geçtiği sırada görüşünü perdelemek için yaş saman dumanından yararlanmıştır. Bilinen bir diğer kimyasal saldırı ise 1845’te gerçekleşmiştir. Fransız askerlerin Cezayir’i işgali sırasında esir aldığı bin kadar Berberi’yi bir mağaraya hapsedip, mağaranın içine de gaz vererek öldürmüşlerdir.

20. yy’a gelindiğinde, I. Dünya Savaşı ve II. Dünya Savaşı ile kimyasal ve nükleer silahların asıl kullanılmaya başlanarak, en fazla da ölümlerin yaşandığı zaman dilimi olmuştur.  I. Dünya Savaşı’nda Almanya, Fransa ve İngiltere’nin kullandığı kimyasal gazlarla 1 milyondan fazla kişinin hayatını kaybettiği ya da yaralandığı düşünülmektedir. Öyle ki, I. Dünya Savaşı’nda Fransızların Almanların aksine çok daha sistematik şekilde kimyasal gazları kullandığı ve İngilizlerin Alman hatlarına kimyasal gazlarla saldırılar düzenledikleri tespit edilmiştir. Almanlar ise farklı cephelerde keşfettikleri sırayla Klor, Fosgen ve Hardal gazlarını kullanmışlardı. II. Dünya Savaşı’nda; Nazilerin, toplama kamplarında özel olarak hazırladıkları gaz odalarda hidrojen siyanür, saf karbonmonoksit ve Zyklon B gazları vermeleri nedeniyle 3 milyon kadar Yahudi ölmüştür.

1939 yılında Almanlar Tabun, Sabin, Soman isimli kimyasal silahları geliştirmişlerdir. Bu gazlar asetilkolinesteraz enzimlerine bağlanarak asetilkolin birikimine ve bunun devamında parasempatik sistemde hiperaktivite oluşturuyordu.

Kimyasal gazlar I. Dünya Savaşı’nda olduğu gibi II. Dünya Savaşı’nda cephelerde kullanılmadılar ama Endonezya, Laos ve Vietnam’da gerillaların saklandıklarını düşünülen köylerde bu silahlar denenmişti. Köylerde bu silahların kullanımıyla ilgili Laos’ta köyü bombalanan bir görgü tanığının ifadesi şöyledir:

“… Uçaklar köyün üzerine iki paket attılar. Yerden iki üç yüz metre yukarda patlayan paketlerin birinden mavi öbüründen kırmızı bir duman yayıldı. Dumanları soluyanlar hemen yere yıkıldılar. Sonra uçaklar gene geldiler. Bu kez köyün üzerine sarı bir toz serptiler. Bu tozun sarı bir yağmur halinde yere inmesiyle, mecalsiz köylüler ölmeye başladı. Burun ve kulaklarından kan fışkırıyordu. Her tarafları kızarıklıklar ve sivilcelerle kaplanmıştı. Sudan çıkmış balık gibi çırpınıyorlardı. Derileri önce sarılaştı, sona simsiyah kesildi. Kuyudan su içenler hemen çırpınıp ölüverdiler. Ben köyün dışındaydım. Kaçtım ama günlerce karnım ağrıdı…”

Hardal gazı ile yanmış bir asker. 1917-1918.

Nükleer silahlar II. Dünya Savaşı’nın son günlerinde ABD tarafından iki kez kullanılmıştır. İlki 6 Ağustos 1945 sabahı, Japonya’nın Hiroşima kentine atılan Little Boy(küçük çocuk) kod isimli bombadır. Üç gün sonra ise Fat Man(Şişman adam) kod isimli silah, yine Japonya’nın, bu sefer Nagazaki kentine atılmıştır. Kullanılan bu silahlar neticesinde çoğu sivil olmak üzere 132.000 kişi yaşamını kaybetmiştir.

Günümüze gelindiğinde en büyük karabasan aslında üretilen kimyasal gazların üretiminden sonra oluşan atıkların doğru şekilde yok edilmesi ve kullanılmasa da saklananlarının güvenli şekilde muhafaza edilip edilmemesi sorunudur. Yakın geçmişteki kullanımlarını hatırlayacak olursak, belki de bazılarımızın hatırlayabileceği yer Suriye olmuştur. Suriye İnsan Hakları Ağı(SNHR)’nın hazırladığı raporda, Suriye’de iç savaşın başlamasından bu yana Esad rejimi muhaliflerin bulunduğu yerlere 215 kez kimyasal silah saldırısında bulunduğunu kayda geçirmiştir.

Savaş teknolojileri ve kimyasal silahların gelişmesiyle(!) birlikte bu silahların üzerinde kullanıldığı canlılarda farklı sonuçlar ortaya çıkmıştır. Kullanılan bu silahlar karşısında biz hekimler ne yapabiliyoruz, gelin bir de Sağlık Bakanlığı’nın 1991 yılında yayımladığı Kimyasal Ve Biyolojik Savaş Ajanlarına Karşı Korunma Ve Tedavi Yöntemleri rehberine adını en çok duyduğumuz birkaç kimyasal gaz için göz atalım.

Yukarıda kimyasal gazların kullanımlarından bahsederken ismini geçirdiğim Tabun, Sarin, Soman gazları sinir sistemi üzerine etki eden gazlardır ve en toksik kimyasal ajanlardır. Spesifik antidotu Atropindir. Atropin dışında ise destekleyici tedaviler yapılabilmektedir.

Pulmoner gaz alışverişini etkileyip anoksi meydana getirip, sanki su içinde boğarak öldüren gazlar boğucu gazlardır. En bilineni Klor gazıdır. Boğucu gazlarda hastayı sıcak tutmak ve belirti olup olmadığına bakılmaksızın inhale steroid vermek yapılabilecek te etkili tedavidir denebilir.

Adını iyi bildiğimiz Hardal gazları ise yakıcı(vezikan) gazlardır. Bu gazlar aktif proliferasyona uğrayan hematopoetik hücreler gibi hücrelerde sitostatik, mutojenik ve sitotoksik etkilere neden olabilmektedirler. Spesifik antidotu BAL(Dimerkaprol)’dur.

Size sadece üç grup kimyasal silahın etkileri ve tedavilerinden kısa kısa bahsettim. Bu tedavilerin yanında semptomatik ve palyatif tedavilerin dışında pek de bir şey yapamıyoruz. Tabi o da, zamanında yetişebildiğimiz hastalar için.  Ruhlarında kalan hasarları tedavi etmekse belki de bedenlerini tedavi etmekten daha fazla zaman ve emek istiyor. Ne yazık ki insanlar, devletler olarak biz hâlâ ilkel zamanlardaki gibi savaşmayı, birbirimizi öldürmeyi sürdürüyor; sadece bunu daha etik(!) yapmaya çalışıyoruz. Yazımın başında Hiroşima’daki atom bombası saldırısından sonra gözlemlerini anlatan Japon hekim Shuntara Hida’nın hüzün verici bir anısını ve sözünü daha paylaşmak istiyorum:

“…Başka bir genç kadın, kucağındaki küçük bir çocuğuyla geldi: ‘Doktor bey, bana yardım edin. Diğer üç çocuğumu kurtaramadım, öldüler. Ancak bunu kurtarabildim. Biraz yaralı ama yaşıyor. Bunu kurtarın. Bana, çocuğa yardım edin. Bu yaşasın doktor bey. Ne olur, doktor bey…’ diye durmadan yalvarıyordu…

Ne yapacağımızı şaşırmıştık. Ne yapabilirdik ki? Elimizden gelenleri ardımıza koymayarak, bir yapmaya çalıştık. Ancak çocuk, anasının kolları arasında yitip gitti. Ana çok, ağladı. Çok üzüldü ancak o da yapılacak bir şeyin olmadığını anladı. Bize anlayışlı davranmaya başladı. Onun da yaraları artık düzeliyordu. Bizim yanımızda kalarak, hastane işlerinde bizlere yardım ediyordu. Birkaç gün sonra birden tüm saçlarının, kirpiklerinin dökülüp, ağzından ve burnundan kan boşanarak 15 dakika içinde öldüğünü duydum. Kimse bir şey yapamamış; birden, cansız şekilde yere düşüvermişti…”

Hekim Hida, sözlerini şöyle sonlandırdı:

“Klasik savaş araçları, pek çok insanı, savaşta ya da savaş gerisinde öldürüyor. Ancak, atom silahları ve bunların getirdiği çok yönlü sağlık bozuklukları, insanları, savaş sonrasında, ‘barış’ dönemlerinde de öldürmeye devam ediyor…”

Hardal gazıyla kolu ve sırtı yanmış bir asker.

KAYNAKÇA:

1.Kimyasal silahların tarihçesi

https://www.dunyabulteni.net/genel/kimyasal-silahlarin-tarihcesi-h420140.html

2. Kimyasal Savaş, Doç.Dr.Osman Gürel

https://www.ttb.org.tr/eweb/savas/3.html

3. Kimyasal Ve Biyolojik Savaş Ajanlarına Karşı Korunma Ve Tedavi Yöntemleri, Sağlık Personeli Rehberi

https://www.ttb.org.tr/eweb/savas/6.html

4. Nükleer silah

https://tr.wikipedia.org

GÖRSELLER İÇİN KAYNAKÇA:

  1. https://en.wikipedia.org/wiki/Nuclear_weapon#/media/File:Sumiteru_Taniguchi_back.jpg
  2. https://tr.wikipedia.org/wiki/Kimyasal_silah#/media/Dosya:Mustard_gas_burns.jpg
  3. https://commons.wikimedia.org/wiki/Category:Chemical_weapons#/media/File:4029877341_e6d27327f3_bBr%C3%BBlureYp%C3%A9rite.jpg

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.