Ruhsal Bozukluklar Gerçekten de Bozukluk mu?

Ruhsal Bozukluklar Gerçekten de Bozukluk mu?

Anksiyete, depresyon veya travma sonrası stres bozukluğu gibi zihinsel bozukluklar hiç de zihinsel bozukluk değilse?

Yeni bir etkileyici makalede, biyolojik antropologlar bilimsel camiayı akıl hastalıklarını yeniden düşünmeye davet ediyor.

Kanıtların kapsamlı bir incelemesiyle, depresyon veya Travma Sonrası Stres Bozukluğu’nu (TSSB) kimyasal dengesizliklerden ziyade zorluklara yanıt olarak düşünmek için yeni ve güçlü sebepler gösteriyorlar. Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu  (DEHB), atalardan kalma bir ortamda gelişen bir işleyiş biçimi olabilir, ancak bugünkü yaşama biçimimize uymuyor.

Zorluklara Uyarlanabilir Tepkiler:

Günümüzde ruhsal bozukluklar, tıbbi yöntemlerle, rutin olarak ilaçlarla tedavi edilmektedir. Peki, bu çalışmayı yazan antropologlar bu bozuklukların tıbbi olmama ihtimalini nasıl iddia ediyorlar? Bu konuda birkaç önemli noktaya işaret ediyorlar:

Birincisi; tıp biliminin, anksiyete, depresyon veya TSSB’nin kalıtsal koşullar olduğunu asla kanıtlayamamış olması.

İkincisi; çalışmanın yazarları, antidepresanların yaygın ve artan kullanımlarına rağmen, anksiyete ve depresyon oranlarının iyileşmediğini belirtiyorlar. 1990-2010 yılları arasında majör depresif bozukluk ve anksiyete bozukluklarının küresel yaygınlığı sırasıyla %4,4 ve %4. Aynı zamanda kanıtlar, antidepresanların plasebodan daha iyi performans göstermediğini göstermeye devam ediyorlar.

Üçüncüsü ise; bu bozuklukların dünya çapında oranları 14 kişiden 1’inde sabit kalıyor. Yine de “Çatışmalardan etkilenen ülkelerde tahminen 5 kişiden 1’i depresyon, TSSB, anksiyete bozuklukları ve diğer bozukluklardan muzdariptir.” şeklinde yazıyorlar.

Tüm bunlar birlikte ele alındığında, yazarlar anksiyete, depresyon ve TSSB’nin zorluklara uyarlanabilir tepkiler olabileceğini öne sürüyorlar. “Savunma sistemleri, zindelik kaybını en aza indirmek için zindeliği tehdit eden durumlarda güvenilir bir şekilde etkinleştirilen uyarlamalardır.” diye yazıyorlar.

Anksiyete için bunun nasıl doğru olabileceğini görmek zor değil. Endişe tehlikeden kaçınmamıza yardımcı olur; ama depresyon için nasıl doğru olabilir? Depresyonun “Psişik Acısının”, “mevcut sıkıntıları hafifletmek ve gelecekteki bu tür olumsuzluklardan kaçınmak için, olumsuz olaylara odaklanmamıza” yardımcı olduğunu iddia ediyorlar.

Bu pek olası görünmüyorsa, sinir bilimcilerin bu üç bozukluğu giderek artan bir şekilde tehdit tespit sisteminin dallarına eşlediklerini düşünün. Anksiyete savaş veya kaç sisteminin kronik aktivasyonundan kaynaklanıyor olabilir. Travma ise hayvanların ölmeden önce ağrıdan kopmalarına yardımcı olan donma tepkisinin kronik bir aktivasyonu olabilir.

Etiketler Önemlidir:

Etiketler, kim olduğumuzu ve neler yapabileceğimizi tanımlamak için içselleştirdiğimiz bir şeydir. Çoğu zaman etiketler bizi sınırlar. İşte bu nedenle, kaygı, depresyon veya DEHB’yi yeniden nasıl etiketlediğimizi düşünmek önemlidir. Birinin depresyonu var mı? Beyninde tıbbi bir bozukluk mu var? Yoksa zorluklara karşı depresif bir uyumsal tepkisi mi var? Zorluk, üstesinden gelebileceğimiz bir şey iken, zihinsel bir bozukluk yönetilmesi gereken bir şeydir. Etiketler çok farklı olasılıkları ifade ediyor.

DEHB’yi nasıl etiketlediğinizi düşünün. Bir nesil önce, DEHB’li erkek çocuklar “Kötü Çocuklar” olarak etiketleniyordu. Bu durumda da çocuklara ceza veya gözaltı veriliyordu. Şimdi DEHB olan çocukların “Öğrenme Farklılıkları” olduğunu anlamalarına yardımcı oluyoruz. Gözaltı ve sınırlandırıcı uygulamalar yerine çeşitli yöntemlerle destek sağlamaya çalışıyoruz. Bunu yaptığımızda davranış sorunları genellikle kayboluyor. Öğrenme farkına yönelik bu etiket değişikliği yaşamsaldır, çünkü DEHB olan çocukların “iyi çocuklar” olmaları ve başarılı olmaları için alan sağlıyor. Yine de DEHB hala “dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu”dur.

Önemli fiziksel aktivitelerin okul gününün bir parçası olduğu Finlandiya’da, DEHB oranları da çok düşüktür. ABD’de ise çocukların günün büyük bir kısmında kıpırdamadan oturmaları isteniyor. İlkokul öğrencileri, ebeveynlerinin sahip olduğu 60-90 dakikadan çok farklı bir şekilde günde sadece 15-20 dakika ara veriyorlar. Sebebi bilinmeyen bir şekilde, ABD’deki DEHB oranları son 15 yılda yükselmeye devam ediyor.

Çalışmanın yazarları, DEHB’nin bir bozukluk olmadığını savunuyor. Daha ziyade, inşa ettiğimiz modern öğrenme ortamına evrimsel bir uyumsuzluk olduğunu belirtiyorlar. Washington Eyalet Üniversitesi’nde evrimsel antropoloji profesörü ve çalışmanın ortak yazarı olan Edward Hagen, bir basın açıklamasında “Evrimsel tarihimizde çocukların masalarda sessizce otururken bir öğretmenin matematik denklemini tahtada çözmesini izleyen çok az şey olduğuna” işaret ediyor.

DEHB, bir bozukluk değil de, insan ortamıyla bir uyumsuzluk ise tıbbi bir sorun hiç değildir. DEHB, eğitim reformu için bir sorundur. Çocukların odaklanma ve bilişlerinin fiziksel aktivite ile geliştiğine dair kanıtlar göz önüne alındığında, bu zorlayıcı bir düşünce. Yine de DEHB söz konusu olduğunda diğer biyolojik faktörleri gösteren çok sayıda araştırma da var. Örneğin, erken doğumun daha sonra DEHB oranlarını arttırdığına dair kanıtlar bulunmakta.

Sosyal Reform mu, Tıbbi Tedavi mi?

Çalışma yazarı yeni bir WSU, PhD mezunu Kirsten Syme, anksiyete, depresyon veya TSSB’yi antidepresanlarla tedavi etmeyi, kemiğin kendisini ayarlamadan kırık bir kemiği tedavi etmeye benzetiyor. Bu sorunların, “Daha çok sosyokültürel fenomenlere benzediğine, dolayısıyla çözümün mutlaka kişinin beynindeki bir disfonksiyonu düzeltmek değil, sosyal dünyadaki fonksiyon bozukluklarını düzeltmek olduğuna” inanıyor.

Akıl hastalığını tedavi etme şeklimize yönelik haklı bir eleştiri; ancak makalenin belirtilen amacı tedavileri aniden değiştirmek değil, bu sorunları incelemenin yeni yollarını keşfetmektir. “Depresyon, anksiyete ve TSSB üzerine araştırmalar, çatışmaları ve sıkıntıları hafifletmeye daha fazla vurgu yapmalı ve beyin kimyasını manipüle etmeye daha az vurgu yapmalıdır.”

Peki, ya beyin kimyası için pek çok tıbbi kanıt olduğu gerçeği? Finlandiya, Turku’da yapılan son çalışmada araştırmacılar, depresyon ve anksiyete ile ilişkili semptomların zaten sağlıklı bireylerde beynin opioid sistemindeki değişikliklerle bağlantılı olduğunu gösteriyor. Bunun gibi beyin çalışmalarını biyolojik antropologların akıl sağlığını nasıl idare ettiğimize dair eleştirileriyle uzlaştırabilir miyiz? Beyindeki anksiyete ve depresyonla ilişkili değişiklikler belirgindir, ancak bu beynin zorluklara verdiği yanıtlar olarak anlaşılamayacakları anlamına gelmez.

Buna dayanarak, akıl sağlığımızı nasıl tedavi ettiğimize dair değişiklikler hem yapılmalı hem de yapılmamalı. Yazıda antropologların savunduğu alternatif yöntemlerin üzerine araştırmalar devam ederken var olan tıbbi tedavilerle akıl sağlığımızı desteklemeliyiz; fakat bir kesinlik var ki; günlük hayatımızda hangi etiketleri kullandığımız konusunda değişiklik yapmalıyız. Ruh sağlığının iyileşmesi kısmen, hastaların daha iyi olabileceğine inanıp inanmamasına bağlıdır. Hastalara semptomlarının zorluklara sağlıklı bir tepki vermesine bağlı olabileceğini söylemek çok cesaret verici olabilir.

Kaynakça:

Syme KL, Hagen EH, Mental health is biological health: Why tackling “diseases of the mind” is an imperative for biological anthropology in the 21st century, 2019.

Nummenmaa L, Karjalainen T, Isojärvi J, Kantonen T, Tuisku J, Kaasinen V, Joutsa J, Nuutila P, Kalliokoski K, Hirvonen J, Hietala J, Rinne J; Lowered endogenous mu-opioid receptor availability in subclinical depression and anxiety, 2020.

Danielson ML, Bitsko RH, Ghandour RM, Holbrook JR, Kogan MD, Blumberg SJ. Prevalence of parent-reported ADHD diagnosis and associated treatment among U.S. children and adolescents, 2016. Journal of Clinical Child and Adolescent Psychology. 2018, 47:2, 199-212.

Danielson ML, Visser SN, Chronis-Tuscano A, DuPaul GJ. A national description of treatment among U.S. children and adolescents with ADHD. Journal of Pediatrics. 2018, 192, 240–246.e1.

Visser SN, Danielson ML, Wolraich ML, Fox M, Grosse SD, Valle LA, Holbrook JR, Claussen AH, Peacock, P. Vital signs: National and state-specific patterns of attention deficit/hyperactivity disorder treatment among insured children aged 2–5 years — United States, 2008–2014. Morbidity and Mortality Weekly Report (MMWR); 2016,65, 443–450.

Washington State University, Researchers call for new approach to some mental disorders.

Lauri Nummenmaa, Brain Research Sheds Light on the Molecular Mechanisms of Depression.

NHS, Premature birth linked to increased risk of ADHD , 2018.

Timothy D. Walker, The Atlantic, Finnish Schools Are on the Move—and America’s Need to Catch Up, 2015.

Stephen W Porges, The Polyvagal Theory.

Forbes, Alison Escalante.

Yazar: Berre Uygun

1 thought on “Ruhsal Bozukluklar Gerçekten de Bozukluk mu?

    Onat

    (27 Ekim 2020 - 21:43)

    Gri ve hayatın içinde olan fakat bilim dünyasının net bir sonuca varamadığı bir konuda günlük hayatta kullanmamız için çözüm önerisi sunan bir yazı… Güzel içerik

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.