DANS VEBASI

Modern dance (Finland)

İnsanlığın varoluşu ile ortaya çıkan güzel sanat dallarından biri olan dans, nesilden nesile aktarılarak günümüze ulaşmıştır. Öyle ki konuşma dilinin olmadığı devirlerde insanlar dans dili ile anlaşmaktaydı. Belli bir amaç için hareket ediyorlar, yaptıkları hareketlere ve çıkardıkları seslere anlam yüklüyorlar ve iletişimlerini bu şekilde sağlıyorlardı. Bu nedenle dans tarihinin insanlık tarihi kadar eskilere uzandığını söyleyebiliriz. Bazı bilim insanları, dansın evrimsel bir ihtiyaç olarak başladığını ve dans aktivitesinin önemli bir kültürel değer haline geldiğini, eş seçiminde de etkili olduğunu ileri sürmektedir. Ayrıca bilim insanları dansın koordineli çalışma gerektirdiği için ortak bir dayanışma ihtiyacı doğurduğunu dile getiriyor. Ritmik ve estetik hareketler ile dans eden canlının simetrik hatlarının belirginleşmesi, estetik görünüşün ön plana çıkması ve buna ek olarak müziğin ritmine uyulması, sinir sistemi aktivitesinin varlığını da göstermektedir. Yani dansın o kadar yaygın evrensel bir fenomen olmasının arka planında bir mantık vardır. Dans etme esnasında hem işitsel hem de motorsal bir aktivite içerisinde olduğumuz ve müziğin ritmini duyduğumuz anda bazal gangliyonlardaki aktivitenin artıp işitsel korteksle arasındaki bağlantının arttığını düşünürsek dans etmenin aslında bizim için ne kadar önemli olduğunu görebiliriz.

white-swan-anastasia-kolegova-jack-devant

Buna ek olarak dans tüm dünyada kültür varlığı olan tek anonim sanat olmuştur. Yüzyıllar boyunca dansın gelişimi dinsel, folklorik ve toplum dansları olarak ve içinde bulunduğu toplumun bağlı olduğu müzik türüne göre gelişerek günümüze kadar gelmiştir. İnsanlığın ortak sanatı olan dansın gündelik hayatta insanlar arasındaki dayanışmayı arttırdığı ve halk dansı kavramı ile kitlelerin dans ettiğini düşünürsek kişilerarası iletişimi ve sosyalliği arttıran bir değer olduğunu da söyleyebiliriz. Her toplumun kendine özgü bir halk dansı olduğunu da göz önünde bulundurduğumuzda toplumsal bir kültür birikimi sağladığını da görebiliriz.

“Dans medeni bir ihtiyaçtır.”       

Mustafa Kemal ATATÜRK

Victorian ball gowns. 1860's ladies and gentlemen dancing a walz. X Ruta Literaria del Romanticismo. JUNIO 2015. ALMENDRALEJO.

Peki, insanların dans sırasında bir ritme bağlı hareket ederken işitsel ve motor işlevlerinin birlikte çalıştığını düşünürsek bir anda sokakta müzik olmadan dans eden birçok kişiyi görseydiniz ne düşünürdünüz? Ama bildiğimiz koreografik şekilde değil; bunun yerine daha sarsıcı, sarsıntılı ve kontrolden çıkmış tarzda sanki hareketlerini bir kukla ustası yönetiyormuş gibi dans ettiklerini düşünün. Bir ayinin açıkta yapıldığını düşünüp korku duymaz mıydınız? Ya da bütün olanlara anlam vermekte zorlanır mıydınız?

İşte burada akıllara F. Nietzsche’nin bir sözü geliyor: “Müziğin sesini duymayanlar dans edenleri deli sanıyorlardı.”


 Geçmişte farklı nedenlerden dolayı insanların bir anda dans etmeye başladığını, kendini durduramayıp öldüklerini ve bunun sadece bir kez de değil birçok kez yaşandığını biliyor muydunuz? Hatta bu olaylar bazı karikatürlere de konu olmuştur. Uykusuz dergisinin karikatüristlerinden olan Yiğit Özgür’ün o meşhur karikatüründen duyduğumuz “O zaman DANS!” kalıbını sosyal mecrada, şarkılarda, gündelik yaşantımızda fazlasıyla kullanmaktayız.

#durumacayipciddi O Zaman dans 😎

Marcus Tullius Cicero da:”Hiç kimse ayık kafayla dans etmez, deli olmadığı sürece.“ demiştir.

Bu çılgınca dans etmenin arkasında tam olarak ne vardı? Bu dans salgınları nerede ve ne zaman yaşanmaya başladı?

O zaman bahsi geçen dans çılgınlığının tarihine bakarsak 14. Yüzyılda Kara Ölüm ’ün ardından patlak veren bu akım, yüzyıllarca Orta Avrupa’da –özellikle Hollanda, Almanya ve Belçika’da- tekrarlanmış ve 17. yüzyılın başlarında azalmıştır. “Dans mani” terimi, korolar(dans) ve maninin bir araya gelmesi sonucu olan “koreomani”den türetilmiştir. Bunun ayrı bir varyantı olan Tarantizm, 15. yüzyıldan 17. yüzyıla kadar Güney İtalya’da görülmüştür. Hatta Tarantizm’in oluşma nedeninin tarantula örümceğinin ısırığı olduğu görüşü hâkimdir. Bu durumdan etkilenen kişiler sürekli, düzensiz ve çılgınca danslarına devam ediyorlarmış. O dönemin Avrupa’sında bu çılgınlık Tanrı’nın insanlara günahları yüzünden verdiği bir ceza olarak görülüyormuş. Ama 16. yüzyılda Paracelsus, bunun etiyolojisinde psikojenik bir durum olduğu görüşünü savunmuştur. Daha sonraki süreçte dans manisinin kitlesel psikojenik hastalık, kültürel olarak belirlenmiş bir ritüel veya zehirli ve psikoaktif kimyasal ürünlerin (ergot mantarların vb. )neden olduğu ileri sürülmüştür. Bu duruma verilen ilk örneklerden biri de, 1021 yılı Noel arifesinde 18 kişinin Almanya’nın Kölbigk şehrinde kilise önünde dans ederken çıkardığı sesten rahatsız olan bir rahibin onları cezalandırıp bir sonraki Noel arifesine kadar dans etmelerine sebep olmasıdır. Bu uzun dans ritüelinin ardından ise  insanlar bitkinlik ve pişmanlıkla derin bir uykuya dalarlar yani hayatlarını kaybederler. 

 “Son zamanlarda halk arasında garip bir salgın var, öyle ki çoğu delilik içinde dans etmeye başladı. Kesintisiz, bilinçsiz düşene kadar gece gündüz ayakta durdular. Birçoğu bundan öldü. “

Verilen diğer örneklere bakarsak düzinelerce Orta Çağ yazarı 1374’te Batı Almanya, Kuzeydoğu Fransa’yı kasıp kavuran bu olayları eserlerinde ele almışlardı. Almanya’nın Erfurt kasabasında 200 kişinin Maastricht’teki Moselle Nehri üzerindeki bir köprüde yıkılıncaya kadar dans ettikleri ve neredeyse hepsinin boğularak öldüğü söylenmektedir.

Bunlardan ayrı olarak çok daha büyük bir dans salgını, 1518 yılında Strazburg şehrinde meydana geldi. Frau Troffea adında bir kadın dans etmeye başladı. Sonraki 4 gün içerisinde 33 kişi daha ona katıldı ve bir ay içerisinde 400 kadar insanı kendi etkisi altına aldı. Durdurulamayan bu dans yüzünden de çoğu kalp krizi geçirip hayatını yitirdi.

Tarantella

“Deliliklerinde insanlar bilincini yitirene ve birçoğu ölene kadar dans etmeye devam etti.” Strasbourg arşivlerinde dans eden vebanın kroniği

Dans salgınları günümüzde az hatırlanıyor ve imkansız gibi görünüyor olsa da olayların birkaçının uydurma olabileceği düşünülürken 1374 ve 1518 salgınlarının meydana geldiğine dair hiçbir şüphe yoktu. Dans salgını esnasında dans edenlerin bunu istemeyerek yaptıklarını kendi iradelerine karşı gelemediklerini dile getiriyorlardı. Acılar içerisinde kıvranıp merhamet diliyorlar ve kurtarılmak için yardım istiyorlardı. Bu salgınlarla ilgili birçok teori ve görüş hâkimdi. Teorinin birine göre, olgunlaşan çavdar saplarında büyüyen bir küf olan ergot; halüsinasyonlar görmelerine, spazm geçirmelerine ve titremelerine neden oluyordu. Hastalığa yakalananların, konvülsiyon ürettiği bilinen mantar hastalığı ergotu ile kirlenmiş çavdar unundan yapılan ekmeği tüketmiş olabileceğini öne sürülmüştür. Ancak bu teori tam olarak doğrulanamamıştır.

En yaygın kabul gören teori, Amerikalı tıp tarihçisi John Waller tarafından ortaya atıldı. Dans vebasının bir tür kitlesel psikojenik bozukluk olduğuna inanma nedenlerini birkaç makalede belirtti. Bu teoriye göre yüksek düzeyde psikolojik sıkıntılar içerisinde olmanın bireyin trans durumuna kapılma olasılığını önemli ölçüde arttırdığı söylenmekteydi. 1518 yıllarında Strasburg halkı kötü geçen hasat dönemleri, bir nesilden fazla süren yüksek tahıl fiyatları, frengi, cüzzam ve vebanın tekrar gündeme gelmesiyle sıkıntılı bir dönem yaşamaktaydı. 1374 dans salgınının, 14. yüzyılın en yıkıcı tufanından en çok etkilenen bölgesinde görülmesi de tesadüf değildi.

Hallucination

Umutsuzluğun psikolojik bir tepkideki aşırılık için doğru koşulları yarattığını düşünsek bile insanların tepkilerinin neden ağlamak, bağırmak, çığlık atmak, kavga etmek ya da derin bir sessizliğe gömülmek olmaktan ziyade sefalet içerisindeyken dans etmeyi tercih etmelerini açıklayamıyoruz. Yapılan araştırmalara göre dans salgınları daha önceki dans salgınlarından etkilenen şehirlerde meydana geldi. Epidemiyolojik olarak bakıldığında da bu durumun bir tür kültürel bulaşma olduğu görüşüyle bu durum tutarlıydı. Genelde olaylar önceden var olan inancın olduğu coğrafyada meydana geliyordu. Psikolojik sıkıntıları insanları çılgınca dans eder bir hale dönüştürüyordu. Bu salgının yayılması için kendilerinin bu lanete maruz kaldığına inanan insanların transa geçip dans etmesiyle yayıldığını düşünebiliriz.

Kitlesel yaşanan bu çılgın dans olgusunun 13. yüzyıldan beri Avrupa’nın çeşitli yerlerinde büyük nüfusları etkilemiş olup uzun seneler boyu da sürmüştür. Ama bu dans vebasının etiyolojisi hala tam olarak bilinmemektedir. Bu halk sağlığı sorunu için geriye dönük tarihsel incelemeler yapıldığında epilepsi, tarantula ısırığı, ergot zehirlenmesi, sosyal sıkıntı gibi nedenler olduğuna ilişkin iddialar ortaya konulmaktaydı. Kısacası dans vebası, halk sağlığının hala çözülememiş gizemlerinden biri olarak devam etmektedir.

TARANTULA ISIRIĞI (KURT ÖRÜMCEĞİ)

Tarantella

Lycosa tarantula, Lycosidae familyasından bir örümcek türüdür. Klasik düşündüğümüz tarantulaların aksine bu örümcekler kurt örümceğidir. Tarantula zehri; ağrıya, doku nekrozuna ve sistemik reaksiyonlara neden olabilen bir enzim ve nükleotid karışımı içerir. (Poliaminler, nörotransmitterler, serbest aminoasitler, nükleotidler, hiyalüronidaz vb.) İnsanlarda zehir sonucunda ağrı, lokal doku nekrozu ve şiddetli kas krampları görülmekteydi. Zehrin alımına göre ve tutulumuna göre rinit, öksürük, nefes darlığı, ağrılı konjunktival bir enfeksiyon, anafilaksi benzeri birçok farklı tablo görülebilir. Çıldırma, cinnet geçirme benzeri davranışlar da görülebilmektedir.

Tarantella

Tarantizm kavramı ortaya çıkmış, Güney İtalya’da 15 ila 17.yüzyıllarda ortaya çıkan ve tarantula örümceğinin ısırığıyla ilişkilendirilen hastalık veya histeri biçimi olarak yorumlanmıştır. İşte bu Ortaçağ döneminde İtalyan halkı, tarantulanın önce çıldırtan sonra da ölüme neden olan ısırığına karşı en etkileyici panzehirin tarantella eşliğinde çılgınca dans etmek olduğuna inanırlarmış. Tarantella , İtalya’ya ait hızlı adımlarla oynanan , kadın dansçıların sıklıkla tef taşıdıkları bir danstır. Bir nevi terapi dansı olduğuna inanılan Tarantellayı icra eden kişiler kırmızı kurdeleler ve renkli kıyafetler giyiyorlardı. Bunu yapmaktaki amaç dans edip şarkı söylerken örümceğin zehrini ter ile atacaklarını düşünmeleriydi.

Ergot!

ERGOT ÇAVDARI

Bir diğer teori ise yaygın ergot zehirlenmesi olabileceğidir. Ergot, çavdarda yetişen bir mantardır ve yutulduğunda güçlü psikoaktif etkiler gösterip halüsinasyonlara, titremelere ve konvülsiyonlara neden olabilir. (Bir ergot bileşeni, liserjik asit, LSD’yi sentezlemek için kullanılabilir.) Ergot zehirlenmesinde spazmlar, mide bulantısı ve parmaklarda kangren görünümü gibi semptomlarla karakterizedir. Orta Çağ’da St. Anthony’nin ateşi olarak bilinen olayın ergot zehirlenmesinden meydana geldiği düşünülmüştür. Sel olduğunda ve nemli dönemlerde ergotlar büyüyüp çavdar ve diğer mahsulleri etkilemiştir. Böylece insan vücuduna ve çiftlik hayvanlarının vücuduna girmiştir. Ergottan etkilenen insanlarda halüsinasyonlar ve kasılmalar yaşandığı şeklinde bir teori ortaya koyulmuştur.

Tarantella

KİTLESEL PSİKOJENİK HASTALIK (MPI)

Birçok bilim insanı dans çılgınlığının kitlesel psikojenik hastalık veya MPI sonucu olduğuna inanmaya başladı. MPI, bir popülasyona yayılan, ancak net bir fiziksel kaynağı olmayan semptomların ortaya çıkmasını içermekteydi. MPI’da beyin, hastalığın yaratıcısı kendisi olsa bile, hastanın bir rahatsızlığa sahip olduğunu düşünmesine neden oluyordu. Semptomlar gerçek olsa bile semptomların sinir sistemi dışında herhangi mikrop, zehir gibi bir etken tarafından olduğuna dair kanıt yoktu.

Bazı bilim insanları beyni bu bilişsel kırılma noktasına iten risk faktörünün aşırı stres kaynaklı olabileceğini öne sürmüştür. Çünkü bu dans çılgınlığı, son zamanlarda gıda kıtlığı, yıkıcı hastalıklar vb. sert toplumsal olaylardan fazlasıyla hasar görmüş olan bölgeleri etkilemiştir.

Kitlesel histerileri anksiyete ve motor histeri olarak ayırırsak; kitlesel anksiyete histeri, genellikle yanlış bir tehdide yanıt olarak yoğun anksiyetenin ani ifadesini içerir. Kitlesel motor histeri ise psikolojik gerilim birikimi yüzünden psikomotor anormallikler ile kendini gösterir.  1962’de Tanganika Gölü yakınlarındaki bir okulunda birkaç kızda sırayla gülme ve ağlama dürtüsü gelişmiştir. Rahatsızlık kısa sürede komşu topluluklara sıçrayarak hem Zambiya’da hem de Uganda’da benzer gülme salgınları kaydedilmiştir. 2008 yılının sonlarında bir Tanzanya okulundaki birkaç kız öğrenci sınavlara girme baskısına karşılık bayılma, hıçkırma, bağırma, koşma ve tepinme şeklinde tepkiler göstermişlerdir.

DorianaSinnett_SPIRIT DANCERS_

Tarihin belirli dönemlerinde Batı toplumlarında bu vakaların ortaya çıkmasının nedeni tam olarak bilinmeyip hala gizemini korumaktadır. Aynı zamanda bu vakalar birçok sanatçıya ilham vermiştir. Hatta birçoğumuzun bildiği Fareli Köyün Kavalcısı’nın bundan esinlenerek yazıldığı söylentisi mevcuttur. Konu farklı disiplin dallarına mensup akademisyenleri hala meşgul etmektedir.

KAYNAKÇA ve İLERİ OKUMA:

  1. John Waller , A forgotten plague: making sense of dancing mania , Lancet , Yayınlanma Tarihi: 21 Şubat 2009 , PMID: 19238695 DOI: 10.1016/s0140-6736(09)60386-x
  2. LJ Donaldson ( Prof ) aJ Cavanagh bJ Rankin a , The Dancing Plague: a public health conundrum , Public Health , Volume 111, Issue 4, July 1997, Pages 201-204 https://doi.org/10.1038/sj.ph.1900371
  3. Lanska D.J.a, b ,The Dancing Manias: Psychogenic Illness as a Social Phenomenon Front Neurol Neurosci. 2018;42:132-141. doi: 10.1159/000475719
  4. Bartholomew RE. Tarantism, dancing mania and demonopathy: the anthro-political aspects of ‘mass psychogenic illness’. Psychol Med. 1994 May;24(2):281-306.  PMID: 8084927        DOI: 10.1017/s0033291700027288
  5. The black death and the dancing mania , by Hecker, J. F. C. (Justus Friedrich Carl), 1795-1850; Babington, B. G. (Benjamin Guy), 1794-1866 , https://archive.org/details/00338041.9352.emory.edu/page/n17/mode/2up
  6. Vittorio A Sironi 1, Michele A Riva 2 , Neurological implications and neuropsychological considerations on folk music and dance , Prog Brain Res . 2015;217:187-205. doi: 10.1016/bs.pbr.2014.11.027
Dance ¬ 3718

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.