Sosyal Medyada Olumlayamama

Blogun medya köşesinde yazacağım kesinleştiğinden beri ne yazabilirim diye düşünüyorum ve bu arada medya diyince aklıma sadece sosyal medya geldiğini ana akım medya hakkında hiç düşünmediğimi fark ettim. Bu ilk yazımda bunu tartışmayacağım bir sonraki yazıda tartışabiliriz ancak şunu çok merak ettiğim için size de soracağım. Sizler de ana akım medyadan kopmuş durumda mısınız? Medya diyince aklınıza sadece sosyal mecralar, dijital platformlar mı geliyor? Bu konu hakkındaki düşüncelerinizi paylaşırsanız bir sonraki yazıda bu konuyu ortaya dökebiliriz.

            Bugün konuşmak istediğim konu ise özellikle sosyal medyada sıkça duyduğumuz ‘kendimizi kusurlarımızla sevmeliyiz’ konusu. Öncelikle şunu söylemeliyimki bu konu hakkında tartışmaya açmak istediğim kısım doğruluğu ya da yanlışlığı asla değil. Bunun herkes için bir dayatmaya doğru evrilip evrilmediği ve bir noktada durmasının gerekip gerekmediği hakkında düşüncelerimi paylaşmak.

            Senelerce ‘birileri’ tarafından belirlenmiş güzellik standartları altında mental ve fiziksel olarak ezilmiş bir gençlik olduğu inkar edilemez. Ve son dönemlerde bu güzellik standartlarına karşı ciddi bir karşı koyma var. Bu durum beni de çok mutlu ediyor ve son derece katılıyorum. Burada beni rahatsız eden nokta ise sosyal medyada bu konuya ilgi çekilmek istenirken bunun insanlara dayatma haline dönüşmesi. 

            Her gun sosyal mecralarda birçok içeriğe maruz kalıyoruz ve ister istemez etkileniyoruz. Bunların çoğunluğu hangi düşünceye hitap ediyorsa bir süre sonra kendimizi o konu hakkında daha hassas bi düşünce yapısında buluyoruz. Sosyal medyanın üzerimizdeki etkisi inkar edilemez bir boyutta. Beden olumlama içerikleri de bi noktada çoğunluk haline geldiğinde güzellik standartlarına karşı olan bu başkaldırı çok güzel ve anlamlı olsa da bi noktadan sonra kendinde rahatsız olduğu herhangi bir özellik bulunan insanlar tamamen yanlışmış gibi kendilerini kötü hissetmeye başladı. Bir tarafı onarırken diğer tarafı yıpratmaya başladı. 

            Sanırım bu noktada en önemli şey gördüğümüz kötü şeyleri filtrelediğimiz gibi iyi şeyleri de filtrelememiz gerekmesi. Mental sağlığımızı sadece olumsuz içerikler değil pozitif içerikler de kötü yönde etkileyebilir, toksik pozitiflik gibi. 

            Kendimizi iyi hissetmeye hakkımız olduğu kadar kötü hissetmeye hakkımız da var. Kendimizde sevdiğimiz özelliklerin olması kadar sevmediğimiz özelliklerin de olması normal. 

            Sözlerimizi, düşüncelerimizi kendimiz seçerek yönlendirmeli iyi ya da kötü maruz kaldığımız içeriklerin tümüyle işlemesine izin vermemeliyiz. Kendimizi hem iyi hem kötü yönüyle tamamıyla sadece kabul edebilmeyi başarmalıyız. 

Yazar: Ayşe Nihal ALTUNDAL

Editör: Senanur GÜLCE

Kaynakça: görsel/ https://pin.it/3NDqlx6

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.