PSİKANALİZ DEDİĞİMİZDE “SIGMUND FREUD”

PSİKANALİZ DEDİĞİMİZDE “SIGMUND FREUD”

PSİKANALİZ DEDİĞİMİZDE “SIGMUND FREUD”
Yararlanılan kaynak:

https://stock.adobe.com/234375240?as_content=api&as_campaign=mmtstock&tduid=5fb97ea9cd5c7f5956e87c7c714439ef&as_channel=affiliate&as_campclass=redirect&as_source=arvato

Sigmund Freud, Avusturyalı bir nörolog ve psikanaliz biliminin kurucusudur. Psikanaliz, psikopatolojik vakaları hasta ile psikiyatrist arasında gerçekleşen diyaloglar ile tedavi etmeyi amaçlayan klinik yöntemdir. Böylelikle hastaların zihinsel süreçlerinin bilinç dışı unsurlarla olan bağlantıları ortaya çıkarılmaya çalışılır.

Yararlanılan kaynak|http://Adobe StockA

Freud, 6 Mayıs 1856 tarihinde Avusturya İmparatorluğu’nun Moravya’ya bağlı Freiberg kasabasında dünyaya gelir. Lise yıllarında Latince, Fransızca ve İngilizce eğitimi alırken, kendi çabalarıyla İbranice, İspanyolca ve İtalyanca da öğrenir. Goethe’nin yapıtlarından etkilenerek tıp okumaya karar verir.

1876 yılında fizyolojist Brücke’nin laboratuvarında çalışmaya başlar. Burada anatomopatoloji ve insan sinir sistemi üzerine araştırmalar yapar. 1881’de Viyana Üniversitesi’nden tıp doktoru unvanıyla mezun olur.

1883 yılında dönemin ünlü beyin anatomisi ve nöropatoloji uzmanı Dr. Theodor Meynert ile birlikte psikiyatri kliniğinde asistan olarak çalışmaya başlar. 1884 yılında kokainin analjezik ve anestetik etkileri üzerine araştırmalar yapar. Aldığı bir bursla 1885’te Paris’e gider. Salpêtriê Hastanesi’nde, nörolojinin babası olarak bilinen Jean Martin Charcot’nun yanında staja başlar. Burada histerinin belirtilerini, hipnotizma ve telkinin insan psikolojisindeki etkisini gözlemleme fırsatı bulur. Ayrıca Jean Martin Charcot, psikanaliz konusunda da Sigmund Freud’a ilham kaynağı olur.  

Freud daha sonra nöropatoloji alanında doçent olur ve 1902’de de bu alanda profesörlük unvanı alır.

https://pixabay.com/tr/photos/sigmund-freud-portre-1926-1153858/

1886’da Paris’ten ayrılarak Berlin’e gider. Burada çocuk nöropatolojisiyle yakından ilgilenir. Aynı yıl Martha Bernays ile evlenir. Nörolojik hastalığı olanlara, histeri şikayetiyle kendisine başvuranlara dönemin ünlü tedavi yöntemlerinden olan elektroterapi ve hipnotizmayı uygular. Dr. Bernheim’in Telkin ve Telkinin Tedavideki Uygulamaları Üstüne adlı kitabını çevirir.

1896 yılında babasının ölümü üzerine derin bir bunalıma girer ve kendini sistematik olarak çözümlemeye başlar. Hayatının belirli dönemlerinde düşünceleri ve bakış açıları nedeniyle sıkça eleştirilir. Ancak tüm eleştirilere rağmen Freud, kendini hastalarının tedavisine ve psikanalizin yaratılmasına yoğunlaştırır. Bu zorlu sürecin sonunda, 1897 yılında Oedipus Kompleksi, 1900’de Düşlerin Yorumu adlı eserleri ortaya çıkarmayı başarır.

1908’te Viyana Psikanaliz Derneği kurulur. Bu olay, Freud için bir dönüm noktasıdır. Çünkü artık etrafında onun çalışmalarının doğruluğuna inananlar vardır. Artık yalnız değildir. Öyle ki sonrasında Zürih’te Freud Derneği kurulur. Böylelikle psikanaliz kavramı artık ülke sınırlarının dışında da bilinen bir kavram olur.     

Yararlanılan kaynak:
https://www.istockphoto.com

1923’te Freud’a ağız kanseri tanısı konur. Sonrasında hastalığı sebebiyle 33 kez ameliyat olur. Sürekli protez takması gerekir ve bundan dolayı uzun yıllar konuşma, yemek yeme sıkıntısı çeker. 1938’de Nazilerin Viyana’ya girmesiyle en küçük çocuğu Anna ile birlikte Avusturya’yı terk etmek zorunda kalır ve Londra’ya yerleşir. Ölümüne dek (1939) kendi tedavisine ve bilimsel çalışmalarına burada devam eder.

Freud geride hiçbir özel belge, anı defteri, mektup bırakmamıştır, hepsini ölmeden önce yakmıştır. Bu nedenle, Freud’a dair ilk ve en kapsamlı bilgiler en yakın dostu İngiliz psikiyatr Ernest Jones’un 1953’te yayımlanan üç ciltlik Sigmund Freud’un Yaşamı ve Yapıtları adlı kitabıyla ortaya çıkarılmıştır.

Freud modern insanların kendi geçmişlerinin mağdurları oldukları kadar mimarları da olduğunu ileri sürerken “İyileşmek isteriz, ama acı çekmeye bayılırız; hazzın kaynağı acının da kaynağıdır, eğer biri bizi tatmin edebiliyorsa hüsrana da uğratabilir” görüşünü vurgulamıştır.

Bilinene göre, Freud’un tıp okuma kararındaki en büyük etken bilgi açlığıdır. Onun için öğrenmek de öğretmek de büyük bir keyif kaynağıdır. En çok sevdiği ilkesi ise zorunluluğu zevke dönüştürmektir.

Biz modern insanlara dair küçük bir dipnot:

Bizler de hayatlarımızda kendimizce büyük kararlar alırız. Freud’un tıp okuma kararındaki en büyük etken bilgiye aç oluşuymuş peki ya bizler kendi hayatlarımız için büyük kararlar alırken onları hangi etkenlere bağlarız? Hayatlarımızda aldığımız kararlar sonucu sorumluluk olarak nitelendirdiğimiz eylemleri gerçekten keyif alarak mı yapıyoruz yoksa sadece yapmak zorunda mı kalıyoruz? Umarım ki bu soruların cevapları tıpkı Sigmund Freud’un yaşamındaki sorulu cevaplar gibi anlamlı ve ilhamlıdır biz modern insanların hayatlarında.

Kaynaklar ve İleri Okuma:

  1. Sigmund Freud. Alındığı tarih:10 Aralık 2020. Alındığı yer: Wikipedia ­| https://tr.wikipedia.org/wiki/Sigmund_Freud
  2. Sigmund Freud. Alındığı tarih: 10 Aralık 2020. Alındığı yer: Biyografi.info | https://www.biyografi.info/kisi/sigmund-freud
  3. Sigmund Freud. Alındığı tarih:09 Aralık 2020. Alındığı yer: Tarihi olaylar | https://www.tarihiolaylar.com/biyografiler/sigmund-freud-170

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.