BİYOLOJİK CİNSİYET VE TOPLUMSAL CİNSİYET KAVRAMLARININ FARKINI İNSAN FİZYOLOJİSİ VE TARİHSEL SÜREÇ BAĞLAMINDA İNCELEYELİM

BİYOLOJİK VE TOPLUMSAL CİNSİYET KAVRAMLARI
Biyolojik cinsiyet, bireyin üreme sistemi anatomisiyle ikincil cinsiyet özelliklerini ifade ederken; toplumsal cinsiyet,
kişinin biyolojik cinsiyetine bağlı olarak toplumsal rollerini (cinsiyet rolü) veya kişinin iç farkındalığına (cinsiyet kimliği) bağlı olarak
kendi cinsiyetini tanımlamasını ifade eder. Tarihsel süreç boyunca biyolojik olarak 2’ye ayırdığımız kadın ve erkek cinsiyetinin
toplumsal rolleri; kültürden, coğrafyadan ya da yaşanılan yüzyıldan etkilenmiştir. Kadına ve erkeğe özgü atfedilen davranışlar bu
bağlamlarda farklılıklar gösterse de çoğunda değişmez kabul edilen roller de olmuştur. Bu toplumsal roller atfedilirken iki cinsiyet
arasındaki fizyolojik farklılıkların da göz önünde bulundurulduğu söylenebilir. Bu yazımızda tarihsel seyri de göz önünde
bulundurarak erkek ve kadının fizyolojik farklılıklarına ve bu iki cinsiyetin toplumda konumlanması üzerine ne gibi etkileri olduğuna
değineceğim.

BİYOLOJİK CİNSİYET VE TOPLUMSAL CİNSİYET KAVRAMLARININ FARKINI İNSAN FİZYOLOJİSİ VE TARİHSEL SÜREÇ BAĞLAMINDA İNCELEYELİM

ERKEK VE KADIN
Kadınlarla erkekler arasındaki ayrım, Hindistan’daki kast sistemi ve Amerika’daki ırk sistemi gibi hayal ürünü müydü, yoksa derin
biyolojik kökleri olan doğal bir ayrım mıydı? Eğer bu gerçek bir doğal ayrımsa, kadınlardan ziyade erkeklerin ayrıcalıklı olmasının
biyolojik bir açıklaması var mıydı? Tarihte farklı toplumlar farklı hayali hiyerarşiler benimsediler. Günümüzde Amerikalılar için çok
önemli olan ırk, sözgelimi ortaçağdaki Müslümanlar için görece önemsizdi. Kast, ortaçağda Hindistan’da bir ölüm kalım
meselesiyken modern Avrupa’da söz konusu bile değildir. Neredeyse bilinen tüm insan toplumlarının hepsinde önemli bir yere sahip
olan ise cinsiyet hiyerarşisidir. İnsanlar her yerde kendilerini erkekler ve kadınlar olarak ayırdılar ve neredeyse her yerde erkekler
daha iyi durumdaydı, en azından Tarım Devrimi’nden bu yana. Kadınlarla erkekler arasındaki bazı kültürel, yasal ve politik
farklılıkların, cinsler arasındaki biyolojik farklardan kaynaklandığı çok bellidir. Çocuk doğurmak her zaman kadınların görevi olmuştur
çünkü erkeklerin rahimleri yoktur. Bu evrensel gerçekten yola çıkarak her toplum biyolojiyle ilgisi olmayan kültürel fikirleri ve
normları katmanlar halinde yavaş yavaş biriktirdiler. Toplumlar erkeksilik ve kadınsılığa, genellikle ciddi biyolojik temeli olmayan
çeşitli özellikler atfettiler. Örneğin MÖ 5. yüzyıldaki demokratik Atina Cumhuriyetinde, rahmi olan birinin bağımsız bir yasal statüsü
yoktu ve kamusal toplanmalara katılması ya da hâkim olması yasaktı. Birkaç istisna hariç, bu birey iyi bir eğitimden yararlanamaz, iş
kuramaz veya felsefi tartışmalara katılamazdı. Atina’nın siyasi liderleri, büyük filozofları, hatipleri, sanatçıları veya tüccarlarından
hiçbirinin rahmi yoktu. Rahim sahibi olmak bir insanı bu meslekler için biyolojik olarak yetersiz kılar mı? Eski Atinalılar öyle
düşünüyordu. Modern Atinalılar ise buna katılmıyor. Günümüzde Atina’da kadınlar oy veriyor, kamu görevlerine seçiliyor,
konuşmalar yapıyor, mücevherden binalara ve yazılımlara kadar her şeyi tasarlıyor ve üniversiteye gidiyorlar. Rahimleri onları bu
başarılı erkeklerin de yaptığı şeyleri yapmaktan alıkoymuyor. Siyasette ve iş hayatında hâlâ yeterince temsil edilmedikleri doğruysa
da siyasete katılımlarına hiçbir yasal engel yok ve çoğu modern Yunan, kadınların kamu hizmetinde görev almasını çok normal
karşılıyor. Gün geçtikçe de kadınlar ve erkekler arasında toplumsal statü farkı yerini eşitliğin temel alındığı bir sisteme bırakıyor.
Buna rağmen kadınlar ve erkeklere biçilen bazı roller yüzyıllar geçse de pek değişime uğramıyor. Bu noktada bazı değişmez
gerçeklerin kadın ve erkek fizyolojisi arasındaki farklardan ileri geldiğini ortaya sürmek pek de yanlış olmaz. Peki bu biyolojik ve
fizyolojik farklılıklar neler ki iki cinsin birbirinden farklı düşünüp hareket etmesine ve doğrudan toplumdaki hiyerarşiyi etkilemekte?

KADIN BEYNİ, ERKEK BEYNİ
Bilim insanları uzun bir süre erkek ve kadın beyni arasındaki farklılıkları hormonlara ve beynin hormon salgılanmasında önemli rolü
olan hipotalamus bölgesine atfetti. Fakat bilimsel ilerlemeler sonucunda, cinsiyetler arasındaki farkların çok sayıda bilişsel özellik
ve davranış üzerinde (hafıza, duygu, görme duyum, stres hormonlarına beynin verdiği tepki gibi) önemli etkileri olduğu bulununca, bu
görüş terk edildi. Bu ilerlemelerde şüphesiz PET (pozitron-emisyon tomografi), MRI (manyetik rezonans görüntüleme) ve fMRI
(işlevsel manyetik rezonans görüntüleme) gibi, beyni dışardan görüntülemeyi sağlayan tekniklerin geliştirilmesi en önemli rolü
oynadı. Bu teknikler sayesinde sağlıklı beyinlerin nasıl işlediği hakkında olağanüstü bilgiler elde ettik. Erkek ve kadın beyninin beyin
görüntüleme teknikleri kullanılarak karşılaştırılması, bu iki cinsiyet arasında yapısal birtakım farklılıklar olduğunu ortaya çıkardı.
Harvard Üniversitesi’nde psikoloji profesörü Jill M. Goldstein liderliğinde bir grup bilim insanı, MRI tekniğini kullandıkları bir
çalışmada, kadınlarda beynin frontal korteks adını verdiğimiz, ileri düzey bilişsel işlevlerden (karar verme, planlama gibi) sorumlu
olan kısmının ve ayrıca limbik sistem olarak adlandırdığımız beyin bölgesinde yer alan bazı kısımların, örneğin hipokampusun,
erkeklerde olduğundan daha büyük olduğunu buldu. Öte yandan erkeklerde de parietal korteks adını verdiğimiz, görsel-uzamsal
algılamadan sorumlu bölge ile amigdala adını verdiğimiz badem şeklindeki, duygusal (örneğin tehlike karşısındaki) tepkimizi
belirleyen bölgenin daha büyük olduğunu buldular. Burada karşılaştırmaların beyinler arasında değil, o bölgenin büyüklüğünün
beynin tümüne oranı arasında yapıldığını belirtmek gerekiyor. Bir diğer deyişle, erkek beyninde amigdalanın büyük olduğu
söylenirken, erkeklerde amigdalanın beynin tümüne oranının, kadınlarda amigdalanın beynin tümüne olan oranından daha yüksek
olduğu kast ediliyor. Bu farklılıklar kadınların erkeklere göre neden daha duygusal kararlar almaya meyilli olduğunu açıklamak için
dayanak gösterilebiliyor. Erkek kobayların amigdalasındaki sinir hücrelerinin birbirleriyle, dişilere oranla daha fazla bağlantı kurduğu
da biliniyordu. California Üniversitesi’nden Larry Cahill ve arkadaşları, stresli durumlar karşısında işlev gördüğü bilinen amigdalanın
erkeklerde ve kadınlardaki etkinliğini ve bu stresli durumları aradan bir süre geçtikten sonra nasıl hatırladıklarını belirlemek üzere bir
çalışma yaptı. Denekler şiddet sahneleri içeren bir film seyrederken PET ile beyinlerinin görüntüleri kaydedildi. Birkaç hafta sonra
deneklere filmden ne hatırladıkları soruldu. Sonuçlar film izleme sırasında amigdalanın etkinlik düzeyinin, deneklerin filmleri ne
ölçüde hatırladığının bir göstergesi olduğunu ortaya koyuyordu. Bir diğer deyişle, bir film deneklerin amigdalalarının etkinliğini ne
kadar çok artırırsa film de sonradan o kadar çok hatırlanıyordu. Sonuçları inceleyen Cahill ilginç bir şeyin farkına vardı. Bu ve benzer
çalışmalarda deneklerin bazılarında sadece beynin sağ yarıküresindeki amigdala etkinleşiyor, bazılarında ise sadece sol
yarıküredeki amigdala etkinleşiyordu. Cahill denekler hakkındaki bilgilere bakınca sağ amigdalası etkinleşen deneklerin erkek, sol
amigdalası etkinleşen deneklerin kadın olduğunu gördü. Bu sonuçlar erkeklerin ve kadınların duygusal hatıraları hafızaya farklı
şekillerde aktardığını gösteriyordu. Günümüz için yorum yapacak olursak beyindeki cinsiyete bağlı benzerliklerin ve farklılıkların
belki de toplum düzeyindeki en önemli yönü, kız ve erkek öğrencilerin sözel ve sayısal yetenekleri ile bunun uzantısı olarak ileri
yaşlarda seçtikleri çalışma alanları ve bu alanlardaki başarıları olsa gerek. Bu da bazı meslek gruplarında kadınların veya erkeklerin
neden daha ağırlıkta olduğunu açıklıyor. Erkek ve kadın beyinlerini karşılaştırırken şunu da belirtmek gerekiyor; tek yumurta ikizleri
de dâhil olmak üzere hiçbir beyin bir diğerinin aynı değil. Witelson “erkek ve kadın beyinleri karşılaştırıldığında birbirlerinden ne daha
iyi ne de daha kötü olduklarını görüyoruz” diyor. “Ancak cinsiyetler açısından beyinde farklılıklar olduğu da bir gerçek. Beynimiz
düşünmemize, hissetmemize, hareket etmemize ve etken olmamıza yardımcı olduğu için, bu farklılıklar büyük olasılıkla bilişsel
birtakım farklılıkları da beraberinde getiriyor”.

BU BİLGİLER DOĞRULTUSUNDA ERKEK VE KADIN ZİHNİ NASIL ÇALIŞIYOR?
Kadın ve erkekler arasında, sergiledikleri davranış ve tutumlar bakımından karşılaştırıldıklarında gözle görülür farklılıklar bulunduğu
bilinmektedir. Bu iki farklı cinsiyetin sadece davranışlarında değil değerlerinde de bazı farklılıklar bulunmaktadır . Yapılan
araştırmalarda kadınların estetik, sosyal ve dini değerlere daha fazla önem verdiklerini; erkeklerin ise politik, teorik ve ekonomik
değerleri daha çok önemsediklerini belirlemişlerdir. Benzer şekilde erkekler başarı ve entelektüel uğraşı değerlerine, kadınlar ise
sevgi, aile ve samimi ilişkilere daha çok önem vermektedir. Yapılan araştırmalarda özellikle konuşma alanlarındaki ve limbik sistem
hacmindeki farklılıklar dikkat çekmektedir. Beyinde duygularla ilgili bölgelerden birisi olan limbik sistem kadınlarda daha büyüktür.
Bu nedenle kadınların duygusal uyarılara karşı daha hassas oldukları ve erkeklere göre çok daha kolay bağ kurdukları
düşünülmektedir. Testosteron hormonu, erkeklerin eylemlere, nesnelere ve rekabete daha meraklı olmasını, üç boyutlu görme, yön
duygusu ve de matematik konularında daha iyi olmalarını sağlamaktadır. Erkeklerin amigdala bölgesinde testosteron reseptörlerinin
bulunduğu belirtilmiştir. Bu nedenle testosteron düzeyi fazla olan erkeklerin daha kolay öfkeye kapıldıkları ve de ani öfke
patlamalarının daha sıklıkla yaşadığı belirtilmiş. Kadınlarda limbik sistemin daha büyük olması nedeniyle depresyona girme
olasılıklarının da erkeklere göre daha yüksek olduğu belirtilmektedir. Bu sonuçlar iki cinsiyetin zihinlerinin birbirinden ne kadar farklı
çalıştığını bizlere gösteriyor.

SONUÇ
Yukarıda bahsettiğimiz gibi kadın ve erkek beyninin farklı yapılanması bunun da ötesinde basit fizyolojik farklılıklarımız, zihnimizin ve
bedenimizin çalışma şeklini etkilemiş,bu da doğrudan toplumsal hayatta erkek ve kadınların kendilerine daha uygun olan rolleri
benimsemesine ve toplumda kadın erkek hiyerarşisinin oluşmasına neden olmuştur. Bu doğrultuda da fizyolojik farklılıklar daha çok
biyolojik cinsiyet kavramını, rollenmeler ise toplumsal cinsiyet kavramını oluşturmuştur. Kısacası biyolojik cinsiyet farklılıkları;
öğrenilmemiş, doğuştan getirilen özellikler bakımından kadınlarla erkekler arasında gözlenen farklılıklardır. Toplumsal cinsiyet
farklılıkları ise öğrenilen, sosyalleşme sürecinde kazanılan özellikler bakımından insanlar arasında gözlenen farklılıklardır.

KAYNAKÇA

https://images.app.goo.gl/WEtWjHcBnHyevob16

https://images.app.goo.gl/TtbQ3jNtfPSwT2go7

https://images.app.goo.gl/qmRgk4Q5GHAqvwwo7

https://images.app.goo.gl/m4YuhPi2Xdb3ayhA8

https://tr.m.wikipedia.org/wiki/Biyolojik_ve_toplumsal_cinsiyet_ayr%C4%B1m%C4%B1#:~:text=Biyolojik%20cinsiyet%2C%20bireyin%20%C3%BCreme%20sistemi,kendi%20cinsiyetini%20tan%C4%B1mlamas%C4%B1n%C4%B1%20ifade%20eder

https://dergipark.org.tr/tr/pub/asead/issue/40925/494188

Harari , Y., (2012), Sapıens , (2.baskı), Kolektif kitap,İstanbul

elif atak

Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğrencisi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.