Geçmişten Günümüze Tıpta Kadın olmak

Geçmişten Günümüze Tıpta Kadın olmak

Geçmişten Günümüze Tıpta Kadın olmak

kaynak

Kadın doktor’’  kavramının ortaya çıkışı M.Ö 4-3. yy Antik Yunan’ına dayanmaktadır. Antik Yunan’da erkek doktorlar, hüküm süren ‘‘pudicitia’’ kavramı ve kadın vücudunun kirlilik yaydığı düşüncesi sebebiyle kadın hastalara dokunmaktan kaçınmışlardır. Bu düşünce bugün tıbbın en temel metinlerinden biri olarak kabul edilen Hipokratik Korpus’ taki erkek bedeninin kadınınkinden tamamen farklı ve daha gelişmiş olduğu anlayışından temellenmektedir. Yine aynı metinde kadın hastalıklarının tamamı kadınlığa bağlanmıştır. Bu sebeple kadınları tedavi etmesi beklenen tıp öğretileri çoğunlukla uterus ve diğer üreme organları ile sınırlandırılmıştır. Tüm bu faktörler, o dönemde kadınların yeterli tanı tedavi yöntemlerine erişimini zorlaştırmış dolayısıyla kadınlar yasak olmasına rağmen çeşitli şekillerde (bkz. Agnodice) tıp öğrenmeye itilmişlerdir. Kadınların sağlık alanındaki meslek gruplarında varlıkları çağlar boyunca yasalar ve sosyal normlarla kısıtlanmış olsa da on dokuzuncu ve yirminci yüzyıllarda kadınlar, açıktan tıp eğitimi alabilmeye başlamışlardır. 1970’li yıllarda, feminist dalganın(bkz. ERA) da etkisiyle kadınların sağlık alanına katılımları gözle görülür ölçüde artmıştır. Ancak sağlık ve tıp alanında çalışan kadınların sayıca artışı, günümüzde cinsiyet eşitsizliklerinin ve çalışma koşulları farklılıklarının önüne geçememektedir.

Kaynak

Kadınların yönetim pozisyonlarında erkeklere göre çok daha düşük oranlarda yer alıyor oluşları global bir norm olarak karşımıza çıkmaktadır. Amerika’da sağlık alanında çalışan işgücünün %78’inin kadınlardan oluşuyor olmasına rağmen, çeşitli sağlık kuruluşlarında ve hastanelerde kadınların yönetim pozisyonlarında yeterince temsil edilemediği görülmektedir. Bunun yanında kadın sağlık çalışanlarının erkek emsallerine göre daha az kazandıkları da yapılan çalışmalarla ortaya konmuştur. Üstelik bu adaletsizlik kadınların işgücüne katkısıyla doğru orantılı olarak artmaktadır. 2006 ve 2014 yılları arasında düşük ve orta gelirli ülkelerde yürütülen bir araştırmaya göre, kadınların sağlık alanında profesyonel bir iş koluna katılımları arttıkça aldıkları ödemenin azaldığı saptanmıştır. Akademide de durum bundan pek farklı değildir. 2013-2014 AAMC raporuna göre tıp alanında akademide çalışan kadınlar genelin %38’ini oluşturuyor olsalar da, dekanların yalnızca %16’ sının kadın olduğu belirtilmiştir. Türkiye’de ise 2020 yılında yayınlanan bir makaleye göre akademik kurul kadın üyelerin oranı %17 iken bunların çoğunluğunu da sağlık alanında çalışan kadınlar oluşturmaktadır. Akademide kadın temsiliyetinin bu denli düşük oluşu çalışma koşulları adaletsizlikleriyle ve kültürel normatif bariyerlerle yakından ilişkilidir.

Akademide ve Sahada Kadınların Karşılaştığı Zorluklar

  • Çalışma ortamı mikroagresyonları
  • Cinsiyetçilik
  • Cinsel Taciz

Kadınların tıp alanında tam potansiyellerine ulaşmalarında en belirleyici faktör çalışma ortamıdır. Sağlıklı bir iş ortamında olması arzulanan unsurların başında yapılan işe ve bireyin kendisine gösterilen saygı gelmektedir. Bu beklentinin karşılanamadığı çalışma ortamlarında kadınlar çeşitli mikroagresyonlara maruz kalmaktadır. Agresyonlara cinsiyetçilik de eşlik etmektedir. Bu çerçevede kadınların karar verme becerilerini etkin kullanmalarını gerektiren işlere erkek meslek erbaplarından daha az atanıyor olmaları kadınların kadın oldukları için irade ve becerilerinin sorgulandığı durumlara güzel bir örnektir. Yine aynı şekilde tekrarlı ve özel yetenek gerektirmeyen işlerin genellikle kadınlara yıkılıyor oluşu da…

 Kadınları bilim dışına iten bir başka faktör de cinsel tacizdir. 2016’da NIH’de yayınlanan bir çalışmaya göre akademide çalışan kadın doktorların %30’unun cinsel tacize uğradığı raporlanmıştır. Bu kadınların neredeyse yarısı yaşanan olayın kariyerlerini olumsuz etkilediğini belirtirmiştir.

Tedavi Süreçlerinin ve Çalışma Alanlarının Feminizasyonu

  1. Neden Önemsenmeli?

Bir grubun herhangi bir meslek alanında temsili toplumsal etkilere de sebep olmaktadır. Bu etkiler tıpta kadın çalışmalarının yetersizliği üzerinden açıklanabilir. Klinik deneylerde ve görüntüleme çalışmalarında yer alan kadın doktorların sayıca daha az oluşları (Vlassoff, 2007) ve bu çalışmalardaki cinsiyet bazlı finansman farklılıkları dolayısıyla araştırmalara dahil edilen kadın hasta sayısının ve hastalıkların kadınsal perspektiflerinin eksik kaldığı, hastalığın kadın bedeni üzerindeki etkilerinin erkeklerle özdeş kabul edildiği ortaya konmuştur (Holdcroft, 2007). Bu duruma iyi bir örnek koroner arter hastalığı için risk grubunda bulunan kadınların morbidite ve mortalite oranları erkek hastalara göre daha yüksek olmasına rağmen erkek hasta çalışmalarının daha fazla fonlanıyor oluşudur. Hastalığın tanı ve tedavi yöntemlerinin geliştirilmesinde bu tarz ayrımlar, toplumsal bazda geriletici unsurlar olarak karşımıza çıkmaktadır.

kaynak

  1. Sağlık Politikalarında Cinsiyet Faktörü

Birleşmiş Milletler’in 2030 Sürdürülebilir Gelişim Ajandası’da makro-level ekonomik politikaların sosyal adalet ve eşitlik doğrultusunda oluşturulmasının gerekliliği vurgulanmıştır. Doğru politikalar cinsiyet eşitliğinin sağlanmasında ve kadın haklarının teslim edilmesinde belirleyici olmaktadır. Bu sebeple hükümetler durumun iyileştirilebilmesi için:

  • Uzun dönem işgücü planlamalarında sağlık alanında çalışan kadın sayısını hesaba katmalı, kadınların uğradığı ayrımcılığın önüne geçebilecek caydırıcı yasalar düzenlemelidir.
  • Kadın araştırmalarına gereken bütçeyi ayırmalı, sağlıkta sosyal adaletin sağlayıcısı olmalıdır.
  • Kadınların neden erkeklerden farklı çalışma alanlarına itildiğini sorgulayan araştırmalar yapmalı, spesifik kollarda kadın temsiliyetinin yetersizliğine sebep olan faktörleri elimine etmek için atılması gereken adımları planlamalıdır.
  • Kadınların emekleri karşılığında, erkek eşdeğerleriyle aynı ödemeyi aldıklarından ve aynı vergilendirmeye tabi tutulduklarından emin olmalıdır.

Kadınların politik temsilleri de bütün bunların sağlanabilmesi için oldukça büyük önem arz etmektedir. Afrika’da iki farklı yerel kabilede yapılan bir araştırmaya göre matrilineal ve kadınların yönetimde daha fazla söz sahibi olduğu kabilelerde, kadın sağlığının patrilineal kabilelerden çok daha ileride olduğu saptanmıştır. Yani yönetim temsiliyeti kadın sağlığını ve bununla ilgili yapılan çalışmaları doğrudan etkilemektedir.

Sonuç olarak tarihsel süreçte tıpta kadın olmak her dönemde kendine has zorlukları da beraberinde getirmiştir. Unutulmaması gereken nokta bu zorlukların yeterli toplum desteği ve doğru politikalarla aşılabilecek olmasıdır.

Kaynak

Kaynakça:

Thibault, George E. MD Women in Academic Medicine, Academic Medicine: August 2016 – Volume 91 – Issue 8 – p 1045-1046 https://doi.org/10.1097/ACM.0000000000001273

Yazar: Ezgi SELAMET

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.