‘PMS’ YA DAHA FAZLASI? : PREMENSTRÜAL DİSFORİK BOZUKLUK

‘PMS’ YA DAHA FAZLASI? : PREMENSTRÜAL DİSFORİK BOZUKLUK

PMS/AÖS  NEDİR?

PMS(premenstrual sendrom veya adet öncesi sendrom)’in tanısı Hastalıkların Uluslararası Sınıflaması Sürüm 10’a göre (International Classification of Diseases-ICD-10) hafif psikojenik huzursuzluk, kilo artışı, şişkinlik, meme hassasiyeti, el ve ayaklarda şişme, çeşitli sancı ve ağrılar, yoğunlaşma zorluğu, uyku bozukluğu, iştah değişiklikleri belirtilerinden en az birisinin olmasıyla konuyor. Bu tablo geç luteal dönemde ortaya  çıkıyor ve menstruasyonun başlamasıyla da ortadan kalkıyor.

‘PMS’ YA DAHA FAZLASI? : PREMENSTRÜAL DİSFORİK BOZUKLUK

PMS belirtileri menarştan sonra herhangi bir yaşta başlayabiliyor ve menapozdan sonra ise kaybolma davranışı gösteriyor. Bu belirtiler kadınların %80’inde görülmekle beraber (ki oldukça yüksek bir oran) %5’inde ise klinik olarak anlamlı ve sosyal yaşamı etkileyecek şekilde şiddetli gözüküyor. Bu belirtilerin klinik ve sosyal olarak etkili düzeyde olmasına Premenstural disforik bozukluk(PMDB)  veya geç luteal faz bozukluğu ismini veriyoruz ve bir psikiyatrik rahatsızlık olarak sınıflandırıyoruz.

1980 yılından sonra hakkında ilk gerçek çalışmaların yapıldığı PMDD tanısı DSM-V Kriterleri’ne göre aşağıdaki ölçütlere göre konuyor:

A. Son bir yıl içindeki siklusların çoğunda aşağıdaki belirtilerden 5 veya daha fazlasının mensturasyon başlamadan önceki son hafta ortaya çıkması, ve mensturasyonun başlamasıyla beraber birkaç gün içinde düzelmesi ve kanama bittikten sonra en aza inmesi veya tamamıyla kaybolması, belirtilerden en az birinin (1), (2), (3), veya (4) olması gereklidir.

(1) Belirgin duygusal oynaklık (örneğin duygudurum kaymaları, aniden kederli veya ağlamaklı hissetme veya reddedilmeye karşı aşırı hassasiyet.)

(2) Belirgin sinirlilik veya öfke veya artmış kişiler arası çatışmalar

(3) Belirgin depresif duygudurum, umutsuzluk hisleri veya kendini suçlayan düşünceler.

(4) Belirgin kaygı. Gerilim, hep tetikte olma duygusu

(5) Her zamanki etkinliklere karşı ilgi kaybı (örneğin iş, okul, arkadaşlar, hobiler)

(6) Subjektif olarak konsantrasyonda güçlük hissi

(7) Halsizlik, kolay yorulma veya belirgin enerji yokluğu

(8) İştahta belirgin değişiklik, aşırı yeme veya belli bazı gıdalara aşerme

(9) Aşırı uyku veya uykusuzluk

(10) Subjektif olarak baskı altında olma veya kontrolden çıkacakmış hissi

(11) Memelerde hassasiyet veya şişme, eklem veya kas ağrısı “şişkinlik” hissi, kilo alımı gibi diğer fiziksel belirtiler

B. Bu belirtiler klinik olarak anlamlı derecede sıkıntıyla bağlantılıdırlar veya iş, okul, genel sosyal aktiviteler veya diğerleriyle ilişkilerde (Örneğin sosyal faaliyetlerden kaçınma, işte okulda veya evde beceri ve verimliliğin azalması) bozulmaya yol açarlar.

C. Bu bozukluk sadece başka bir rahatsızlığın örneğin major depresif bozukluk, panik bozukluğu, distimik bozukluk, veya bir kişilik bozukluğu (bunların herhangi birinin üzerine eklenebilmekle beraber) belirtilerinin alevlenmesiyle daha iyi açıklanmaz.

D. A, B ve C ölçütleri ileriye dönük olarak en az iki siklusta günlük olarak derecelendirilerek konfirme edilmelidir (Bu konfirmasyon öncesi tanı ancak geçici olarak konabilir).

E. Bu belirtiler herhangi bir maddenin doğrudan fizyolojik etkilerine veya genel tıbbi duruma (örneğin hipertiroidizm) bağlı değildir.

F. Oral kontraseptif kullananlarda kadının oral kontraseptif almadığı dönemlerde premenstruel belirtilerin varolduğu ve şiddetli olduğu bildirilmediği müddetçe premenstruel disforik bozukluk tanısı konulmamalıdır.

PMDB’li kadınlar arasında yapılan araştırmalarda Beck Depresyon Envanteri (BDE), Durumluk Kaygı Ölçeği (DKÖ) ve belirti tarama listesi vb. gibi hastalıkta görülen belirtilerin şiddetini ve görülme oranlarını aydınlatmak için farklı değerlendirme testleri mevcut. PMDB hakkında araştırma yapan ülkelerin yaptığı çalışmalara göz attığınızda kullanılan ölçütlere ve oranlara rahatlıkla ulaşabilirsiniz. Türkiye literatürünü incelediğimde aydınlatıcı bulduğum bir araştırmanın birkaç sonucunu sizinle paylaşmak istiyorum.

Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniği’ne başvurmuş ve daha sonrasında DSM-IV kriterleriyle PMDB tanısı almış 28 hasta çalışma grubunu oluşturmuş, adet sonrası dönemde ise 7 hastaya ulaşılamadığından 21 hastada testler uygulanmış.  Değerlendirme için Depresyon düzeyini ölçmek için Beck tarafından geliştirilmiş ve Hisli tarafından Türkçe’ye uyarlanmış 21 soruluk Beck Depresyon Envanteri (BDE),durumluk kaygı düzeyini ölçmek için ise 20 maddelik, Spielberger tarafından geliştirilmiş ve Öner ile Le Compte tarafından Türkçe’ye uyarlanmış olan Durumluk Kaygı Envanteri (DKE) kullanılmış. Belirtileri ve bunların şiddetini ölçmek için ise bu çalışmada kullanılmak üzere literatür doğrultusunda hazırlanmış likert tipi bir belirti tarama listesi kullanılmış. Elde edilen sonuçlar ise şu şekilde:

Bu çalışmada Premenstrüel Disforik Bozukluk tanısı konan kadınlarda adet öncesi yorgunluk hissi, çabuk sinirlenme, dikkatini toplayamama, isteksizlik, işlerin gözünde büyümesi gibi ruhsal belirtiler başta olmak üzere ruhsal belirtilerin bedensel belirtilere göre daha sık görüldüğü; ruhsal belirti, depresyon ve anksiyete şiddetlerinin adet öncesi dönemde adet sonrasına oranla istatistiksel anlamda daha yüksek olduğu saptanmıştır. En sık görülen belirtiler yorgunluk hissi, irritabilite ve konsantrasyon güçlüğü olarak saptanmıştır; bu da daha önce yapılan çalışmalarla uyumludur. Tüm bu semptomlar depresif duyguduruma eşlik eden semptomlardır, bu da akla PDB’nin duygudurum bozukluklarıyla ortak doğasının olabileceğini akla getirmektedir.

Bu çalışmada yaşla birlikte, adet öncesi dönemdeki yakınmalarda artış olmaktadır. Bu konuda yapılan çalışmalar premenstrual belirtilerin ergenlik döneminde ortaya çıktığını, yaş ilerledikçe şiddetinin arttığını, 20-35 yaşlar arasında en şiddetli düzeye ulaşarak menopoza yaklaştıkça azaldığını ortaya koymuştur. Bu çalışmada saptanan lineer artış çalışma grubunu oluşturan kadınların çoğunluğunun 20-35 yaşlar arasında yer almasına bağlı olarak menopoza yaklaşmış kadınlarla ilgili yeterli veriye ulaşılamamasına bağlı olabilir.

1980’den sonra yapılan çalışmalar PMDB etiyolojisini adım adım aydınlatmaya başladı. Menstruasyondan 1 hafta önceye kadar normal ruh halinde olan ve daha sonrasında depresyon belirtileri %30 artış gösteren kadınlar periyodları başladıktan sonra tamamen eski hallerine dönüyorlardı.  Belirtilerin başlangıç zamanı ve hormonların pik yaptığı dönem aynı çerçeve içine alındığında PMDB tablosunun oluşmasından östrojen ve progesteronun anormal  yüksekliği sorumlu gözüküyordu.

Bu hipotezi test etmek için Rubinow ve ark. yaptığı çalışmada  PMDB’li kadınların adet döngüsü boyunca kesinlikle normal östradiol ve progesteron seviyelerine sahip olduğunu gördü.

1990’ların başlarında Rubinow ve arkadaşları daha fazla araştırmak için Peter Schmidt ile birlikte çalıştı ve PMDB tablosunda yüksek hormon seviyesi yerine aynı sinyallere farklı duyarlılıkla cevap veren kadınların olması mümkün mü? Hipotezi üzerinde durdular. Bu hipotezi test etmek için sağlıklı bir kontrol grubu ve PMDB’li kadınlar olmak üzere iki adet araştırma grubu oluşturup iki grubun da kohortlarını kaydettiler.   Daha sonra tüm kadınlara yapay geçici menopoza neden olan ve böylece konjonktürel hormon değişikliklerini ortadan kaldıran bir ilaç (leuprolid) verdiler. Araştırmacılar daha sonra ayrı ayrı ve ardışık olarak geri estradiol ve progesteron ilave etmiş, böylece kadınların her bir spesifik hormona bağımsız olarak nasıl tepki verdiğinin dikkatlice izlenmesini sağlamıştır. Çalışmanın üç aşaması boyunca, katılımcılar ruh hallerini ve davranışlarını günlük olarak kaydettiler. Beklendiği gibi, sağlıklı kontrol grubundaki kadınlar hiçbir koşulda semptom göstermedi. Bununla birlikte, PMDD’li kadınlar farklı tepki verdi. Kontrol denekleri gibi, sistemlerinde estradiol ve progesteron yokken asemptomatikti. Bununla birlikte, her iki hormon geri alım koşulunda, PMDD semptomlarının tekrarlandığını yaşadılar.

Bu bulgu, Rubinow ve ark. hipotezini destekledi. Her şeyden önce, çalışma açıkça, psikiyatride nadir bir durum olan hastaların semptomlarını açıklayabilen nedensel bir biyolojik mekanizmayı gösterdi. Ayrıca, araştırmacıların büyük bir psikiyatrik durumun hem başlangıcını hem de remisyonunu öngörülebilir ve tutarlı bir şekilde kontrol etme kabiliyetini gösterdiği ilk örneklerden biriydi.  Çalışmaları, 1990’ların sonlarında ve 2000’lerin başlarında gerçekleşen modern beyin görüntüleme tekniklerindeki hızlı ilerlemelerle kolaylaştı. Devre düzeyinde PMDD’li kadınların prefrontal korteksin işleyişinde farklılıklar olduğunu gösterdi .

 

Önemli derecede morbiditeye sebep olan PMDB son derece tedavi edilebilir bir hastalıktır. Ayrıca bugüne kadar – ve öngörülebilecek gelecek için – bu,% 100 iyileşme oranını elde edebileceğimiz tek psikiyatrik hastalık.   PMDB tanısı olan hastalarda tedavideki temel hedef belirtilerin azaltılması ve sosyal ve mesleki işlevselliğin düzeltilmesi dolayısıyla da yaşam kalitesinin artırılmasıdır. Tedaviyi ilaç tedavileri ve psikoterapi olarak ikiye ayırabiliriz. İlaç tedavilerinde birinci basamak tedavi Seratonin Geri Alım İnhibitörleri (SSRI)’dir. Majör depresif hastaların yarısında çalışan bu ilaçlar PMDB’li hastalarda %85 etkinlik gösteriyor bu oldukça başarılı bir oran. Altta yatan nörolojik olayların aydınlatılmasıyla da yeni tedavi seçeneklerinin yaratılabileceği düşünülüyor. Aşırı durumlarda ve tedaviye yanıtsız hastalarda overektomi küratif etki gösteriyor.  Psikolojik yaklaşımlarda ise başlıca stratejiler eğitim, stres yönetimi ve stresin azaltılması, egzersiz, gevşeme teknikleri ve bilişsel davranışçı psikoterapi uygulanması. Hafif düzeyde belirtisi olan kadınlara psikoeğitim  ve yaşamın düzenlenmesi önlemleri öneriliyor.  

PMDB sık görülmesine ve kolay tedavi edilmesine rağmen bir miktar göz ardı edilen bir hastalık. Umarım hazırladığım yazıyla zihninizde PMDB’ye ait bir çerçeve oluşturabilmişimdir.

BİLİMLE KALIN!

KAYNAKÇA

Ayşen Esen Danacı, E. Oryal Taşkın, Semra Oruç Koltan,  Yıldız Uyar, Premenstrüel disforik bozuklukta semptomatolojinin adet döngüsüyle ilişkisi ,Anadolu Psikiyatri Dergisi 2001; 2(1):15-20

Figen Türkçapar, M. Hakan Türkçapar, Premenstruel Sendrom ve Premenstruel Disforik Bozuklukta TanI ve Tedavi: Bir Gözden Geçirme, Klinik Psikiyatri 2011;14:241-253

Erica B. Baller and David A. Ross, Premenstrual Dysphoric Disorder: From Plato to Petri Dishes Biological Psychiatry June 15, 2019; 85:e63–e65

Necdet SÜER  Premenstrual Sendrom Göztepe T›p Dergisi 23(3):76-80, 2008 76

Yazar: H. Su Hacıibrahimoğlu

Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Tıp Fakültesi 18'-19' Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Tıp Fakültesi Bilimsel Araştırma Topluluğu Başkanı 19'-20' Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Tıp Fakültesi Bilimsel Araştırma Topluluğu Denetim Kurulu Üyesi

1 thought on “‘PMS’ YA DAHA FAZLASI? : PREMENSTRÜAL DİSFORİK BOZUKLUK

    Fatih tolga eren

    (20 Temmuz 2019 - 21:23)

    İşin psikolojik yönüne ayrıntılı bakmak isteyenler adlerin genç kız psikolojisi ve cinselliği kitabına bakmalı açıklamalar tatmin edici düzeyde

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.