Laboratuvarda Üretilen Beyinler “Bilinç” Geliştirebilir mi?

Laboratuvarda Üretilen Beyinler “Bilinç” Geliştirebilir mi?

Bilinç nedir? Aslında zengin ve anlamlı içsel benliğimiz, beynimizin içindeki elektriksel ve kimyasal gevezelikten başka bir şey değildir. Peki ne zaman beynimizdeki bu elektrokimyasal aktiviteyi bilinç olarak tanımlıyoruz?

Bilincin sanatçı tarafından illüstrasyonu
Kaynak: http://: https://www.shutterstock.com/tr/image-illustration/interplay-human-profiles-swirls-colorful-paint-587423351

Japon bilim insanları, Stem Cell Reports dergisindeki yayınlarında ciddi sonuçlar bulduklarını belirttiler. İlk kez bir ekip, beyin organoidinden (Organoid; organa benzeyen ve onlar gibi faaliyet gösteren çoklu hücre türleri içeren üç boyutlu fonksiyonel yapılardır) gelişen nöronların elektriksel aktivitesini kategorize etmeyi başardı. Hazırladıkları beyin organoidinde nöronların kendiliğinden ortaya çıkan, senkronize bir şekilde ateşlenmelerini sağlayan uzun mesafeli bağlantılar kurduklarını bildirdiler.

Nöronlar; sadece uzun mesafeli bağlantılar kurmayıp, bireysel karakteristik aktivitelerini de koruyarak senkronize bir şekilde ateşlendiler. Üstelik, ağ gücünü arttıran veya azaltan ilaçlarla tedavi edildiğinde, kültür de aynı şekilde yanıt verdi. Ancak bu, kültürün bilinçli olduğu anlamına gelmiyor. Bunun yerine; kültürlenmiş beyin organoidindeki nöronların, hafızanın oluşumuna benzer bir şekilde kendiliğinden elektriksel modeller geliştirme kabiliyetine sahip olduğunu göstermektedir.

Yazarlara göre kendilerinin en büyük katkısı, bilim insanlarının beyin organoid kültürlerinde otizm veya diğer kompleks gelişimsel hastalıklar üzerinde çalışabilmelerini sağlayacak yeni bir sistem geliştirmiş olmalarıdır.

Kyoto Üniversitesi’nden Dr. Jun Takahashi, bir basın açıklamasında şöyle dedi; “Beyin organoidleri beyin gelişimini taklit edebildiklerinden, karmaşık nörolojik bozuklukları incelemek için insan beyninin yerine kullanılabilir. Yöntemimizi kullanarak beyin fonksiyonlarındaki hücre aktivite modellerini analiz etmek mümkün olacak.”

Bunu Nasıl Yaptılar?

Ekip, bir miktar kök hücreyi alıp serebral korteksteki yapıya benzeyen -katmanlı bir yapıya sahip olan- bir organoid yetiştirdi. Yaklaşık üç ay sonra; çalışmanın yazarı ve şu anda Salk Institue’de çalışan Dr. Hideya Sakaguchi, ekibi ile birlikte hücreleri dokudan aldı ve daha sonra başka bir kaba yerleştirdi, ancak bu kez ayrı ayrı yetiştirildiler. Bunun sonucunda hücreler kendilerini kümeler halinde organize etmeye ve yakınlardaki diğer kümelerle ağlar oluşturmaya başladılar.

Bir beyin organoidinden türetilmiş bir sinir ağı
Kaynak: Takahashi et. al / Stem Cell Reports (https://www.disclose.tv/amp/370866)

Ekip, nöronların inanılmaz derecede sağlıklı olduğunu fark etti; geleneksel beyin organoidi kültürlerinden çok daha uzun, bir yıl boyunca canlı tutulabiliyorlardı. Bazı nöronlar, komşu nöronların aktivitesini hızlandıran kimyasalları dışarı pompaladıkları için eksitatör(uyarıcı) hale geldiler; diğerleri de komşu nöronların ateşlenmesini bastırdığı için inhibitör(engelleyici) oldu.

Organize kümelerdeki nöronların nasıl ve ne zaman ateşleneceğini görmek amacıyla ise nöral aktiviteyi saptamak için kullanılan bir metot olan “Kalsiyum İyon Bağlanması” yöntemi kullanıldı.

Nakilden bir hafta sonra, diseke sinir kümeleri kendiliğinden çoklu ağlar kurdu. Sinir aktivitesine duyarlı boyalar kullanan ekip, bireysel elektrik “Spike” ya da “çıkıntı”ları üzerinde ağ boyunca uzanan senkronize dalgalar buldu. Yazarlar şöyle açıkladı; “Bu örüntü, beynimizdeki nöronların bir hafızayı kaydederken nasıl koordine olduğunu anımsatıyor.”

Ardından, çoklu araştırma ilaçlarının yardımıyla ağlardaki eksitatör ve inhibitör kimyasalları ayrıştırdılar. Bunların beynimizdeki kimyasallarla aynı olduğu ortaya çıktı. Epilepsi ataklarını önleyen ilaçlara benzer ilaçlar kullanarak sinirsel aktivitenin yapay olarak bloke edilmesi, beyin organoid nöronlarının da inhibe olmasına neden oldu.

Bilim insanları; daha önceden beyin organoidi sinir ağlarının sinyali kodlayabilmesine şüphe ile yaklaşmalarına rağmen (saf gürültünün aksine), bu ağların doğru koşullar altında (nörokimyasal düzeyde ve diseksiyondan sonra) ilkel insan beyni bağlantıları gibi (25-39. hafta arası doğan infantlara benzer) davrandığını gözlediler.

Sakaguchi şöyle diyor; “Belirlenen bir alanda ağ faaliyetlerinin kapsamlı dinamik değişimini değerlendirmek için 1000’in üzerinde hücrenin faaliyetlerini yansıtan yeni bir fonksiyonel analiz aracı oluşturduk. Çalışmamızın, insan hücresi kaynaklı sinirsel aktivite hakkında geniş bir değerlendirme olasılığını sunduğuna inanıyoruz.”

Beyin Organoidleri Bir Birey Olabilir mi?

Doğal veya indüklenmiş kök hücrelerden yetiştirilen bu üç boyutlu kültürler, büyüme sıvısı ve oksijen ortamında hızla gelişirler. Beynin birçok yerine benzemesi için yapılmış olsalar da en popüler olanı; beynimizin en dış katmanını (korteksi) andıracak şekilde büyüyen, kendi kendini organize edebilen serebral beyin organoididir.

Sofistike genomik ve moleküler analizler yoluyla bilim insanları; bu nöronların nihayetinde kortekse özgü “katmanlı pasta” benzeri bir yapı geliştirdiklerini ve ikinci trimester fetusla aynı nöron kastını meydana getirdiklerini gösterdiler.

Tam bir organoidin enine kesiti; nöral kök hücreler kırmızı ile, nöronlar yeşil ile renklendirilmiş
Kaynak: https://zimo.dnevnik.hr/clanak/austrijski-znanstvenici-uzgojili-mali-ljudski-mozak—405049.html

Ancak fetal beyne bu kadar benzemeleri de etik açıdan bir sorun yaratıyor; Stanford Üniversitesinde görev yapan Stanford Program in Neuroscience and Society direktörü Henry Greely, yasaların gözünde tam bir insan olunması için insanın bilinçli olması gerektiğini söylüyor. Peki bir yeni doğanı ne zaman bilinçli kabul ederiz? Greely şöyle diyor; “Bu, beynin bir bebek veya yürümeye başlayan bir çocuk seviyesinde bilinç belirtileri göstermesi olabilir.” Yeni doğmuş bir bebek çok şey yapamaz, ama kesinlikle bilinçli olduğunu düşünürüz. Bir beyin organoidi bu seviyeye ulaşabilirse, bunu bir insan olarak sınıflandırmak zorunda değil miyiz?

MIT Media Lab‘da araştırma bilimci ve etikçi olan Jeantine Lunshof şöyle diyor; “İzole edilmiş bir laboratuarda yetiştirilen beynin ‘birey’ olabileceğini sanmıyorum. Kişilik, zorlu bir kavramdır. Kişilik, bir kapasite gerektirir ve -şu anki bilgilerimin en iyisine göre- bir organoidden yetiştirilen izole bir beyin her zaman bu eksikliği yaşayacaktır.”

Geisel School of Medicine’dan James Bernat şöyle düşünüyor; “Yaşamlarımız boyunca, laboratuarda yetiştirilen bir beyin organoidinin ne zaman bilinçli olduğu sorusunu düşünmemiz gerekeceğini sanmıyorum, çünkü beynin öngörülebilir bir gelecek içinde bilinci nasıl oluşturduğunu anlayacağımıza ihtimal vermiyorum. Bunu ölçmek, onun kesin biyolojik mekanizmasını tam olarak anlayabildiğimiz takdirde mümkün olabilecek başka bir zorluğu temsil ediyor. ”

Bu deneyi hayvanlar üzerinde yapmanın da tam olarak etik olmadığı ortaya çıktı; 2018’de, San Diego’dan bir ekip, insan kaynaklı beyin organoidlerini yarı doğal bir ortamda daha fazla beslemek umuduyla farelerin kafataslarına nakletti. Ancak deney, biyoetik açısından bir sorun yarattı: Beyin organoidi sadece olgunlaşmakla kalmadı, aynı zamanda farelerin dolaşım sistemine kendisini beslemesi için komutlar verdi; ayrıca, birlikte ateşlenen bir melez ağda farelerin kendi nöronları ile fonksiyonel sinapslar oluşturdu.

Her ne kadar beyin organoidinin elektriksel aktivitesi insan beyninin aktivitesine benzese de, ikisinin de aynı şeyi yapıp yapmadığını, yani hem düşünce hem de bilinç altında yatan tutarlı elektrik sinyallerini destekleyip desteklemediklerini söylemek zor; kısmen araştırmacılar bebeklerin beyinlerinin nasıl bağlantı kurduğu hakkında çok az şey bildikleri için, çoğunlukla bilincin nasıl ortaya çıktığını hala anlamadığımız için. Bir görüş, beyin organoidlerinin yeni bir stimülasyon(uyarı) aldığında “öğrenip öğrenemeyeceğini” kontrol etmek için öğrenme ile ilişkili çeşitli biyokimyasal belirteçlerin kullanılmasıdır.

Japon ekibine göre bu görüş tartışmalı, çünkü beyin organoidleri çevreden girdi almıyor. Sakaguchi şöyle diyor; “Bilinç öznel deneyim gerektirir ve duyusal dokular içermeyen serebral organoidlerde duyusal girdi ve motor çıktı olamaz.”

Etik Sorunlar

Eğer beyin organoidlerine çevreden girdi almasını sağlayacak yapay reseptörler eklersek ne olur? Ağrı hisseder mi? Hafıza geliştirebilir mi? Bütün bu girdileri yorumlayarak kendi düşüncesine sahip olabilir mi? Peki geliştirdiğimiz beyin organoidini bir vücuda nakledersek ne olur?

Sakaguchi şöyle diyor; “Giriş ve çıkış sistemine sahip beyin organoidleri ahlaki açıdan önem arz eden bir bilinç geliştirirse, bu beyin organoidlerinin temel ve uygulamalı araştırması büyük bir etik zorluk haline gelecektir.”

Ve bu konular hakkında düşünmesi gereken bir grup daha var: Hepiniz. Evet, siz, bu yazının okuyucuları, bu fikirleri düşünmeye başlamalısınız. Beyin araştırmalarıyla ilgili politikayı doğrudan etkileme gücünüz olmayabilir (veya kim bilir, belki de olur!), ancak bu politikalar kamu politikaları olacaktır. Bu politikalar, devlet organlarının uygulama yetkisi olan araştırmaları etkileyecekler. Vergileriniz bu araştırmaları finanse edecek. Bunu, önemli hale gelmeden önce değerlendirmelisiniz.

Kaynakça ve ileri okuma için;

  1. https://doi.org/10.1016/j.stemcr.2019.05.029
  2. https://www.disclose.tv/amp/370866
  3. https://www.popsci.com/grow-brain-in-lab-person-conscious/
  4. https://singularityhub.com/2019/07/03/could-lab-grown-brains-develop-consciousness/
  5. https://www.nature.com/articles/d41586-018-07402-0

Yazar: Murat AYDEMİR

İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Tıp Fakültesi Bilimsel Araştırma Topluluğu üyesi UluBAT Blog editörü ve yazarı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.