Van Gogh’un İşkenceli Hastalığı

Van Gogh’un İşkenceli Hastalığı

Vincent van Gogh, dünyanın en büyük ressamlarından biri olarak bilinmektedir. Hayatı ve resimleri üzerinde ne kadar araştırma yapılmış olsa da, tüm yaşamı boyunca onu rahatsız eden ve sanatını büyük ölçüde etkileyen nöropsikiyatrik hastalığı hala bir gizemdir. Birçok tarihçi ve kişisel hekimi onun epilepsi hastası olduğuna inanırken, diğerleri Ménière hastalığı, bipolar bozukluk, kurşun zehirlenmesi, absinthe(absent) zehirlenmesi, kronik güneş çarpması, akut porfiri ve dijital toksisitesi olasılığını da öne sürmüştür.

Van Gogh, 1853 yılında Hollanda’nın bir köyünde doğmuştur. Küçük kardeşi olan Theo’ya yazdığı bir mektupta gençliğini şu şekilde betimlemiştir: “Gençliğim kasvetli, soğuk ve kısırdı.” Hayatı boyunca Avrupa’nın faklı ülkelerinde çalışmış, ancak sanata olan ilgisi Paris’teyken ortaya çıkmıştır. Farklı hastanelerde yatmış ve birçok tablosunu bu hastanelerde tamamlamıştır.

Van Gogh’un İşkenceli Hastalığı
Şekil 1: Van Gogh’un kendi portresi – Wikimedia Commons

Van Gogh’un Yaşam Tarzı ve Hastalığının Semptomları

Van Gogh’un hastalığı kesin olarak bilinmemekle beraber, gösterdiği semptomlar şunlardı:

  • Zayıf sindirim
  • Düzenli mide rahatsızlıkları
  • Halüsinasyonlar
  • Kabuslar
  • Dalgınlık
  • Anksiyete
  • Uykusuzluk
  • İktidarsızlık

Ayrıca madde ve kafein düşkünlüğü, yemekten kaçınma, ara sıra oruç tutma gibi sağlıksız alışkanlıklarının olduğu da bilinmektedir. Aşırı dindar olduğu için intihardan vicdan azabı duyabileceği fikri birkaç kaynakta geçiyor olsa da, birçok kaynağa göre birkaç kez intihar etmeyi düşünmüştür. Bunların yanı sıra Van Gogh, sebebinin temporal lob epilepsisi olabileceği düşünülen nöbetler de geçirmekteydi. Van Gogh’ın kaldığı bir hastanede, genç bir stajyer olan Felix Ray, onun ‘epilepsi’ olarak isimlendirdiği bir durumdan etkilenmiş olabileceğini savunmuştur. Van Gogh’un geçirdiği nöbetlerin sıklığı ve şiddeti ölümüne doğru giderek artmıştır.

Van Gogh’ın boyalarını kemirdiğine dair bazı kanıtlar vardır. Birçok araştırmacı bunun nöbetlerin ortaya çıkmasına neden olduğunu savunmuştur. Theo’nun Van Gogh’a gönderdiği bir mektupta şunu yazmıştır: “Eğer bunun (boyaların) tehlikeli olduğunu biliyorsan, neden onlardan bir süre uzaklaşmıyorsun ve çizimler yapmıyorsun?”

Gonzalez Luque, kurşun pigmentlerinin Van Gogh’ın kullandığı boyaların önemli bir bileşeni olması nedeniyle Van Gogh’un kronik kurşun zehirlenmesinden etkilendiğini savunmuştur. Stomatit, karın ağrısı, anemi, kurşun nöropatisi belirtileri, deliryum ve epileptik nöbetler de kurşun zehirlenmesi ihtimalini desteklemektedir. 

Öteki yandan, bazıları Van Gogh’un Gastaut-Geschwind Sendromu olduğunu düşünmektedir. Gastaut-Geschwind Sendromu bazı epilepsi hastalarında gözlenen karakteristik bir kişilik sendromudur. Van Gogh’un; hipergrafi, atipik cinsellik, düşünme akıcılığı ve yoğun zihinsel tutum gibi Gastaut-Geschwind sendromunu düşündüren bazı semptomları gösterdiği düşünülmektedir.

Van Gogh’un Tablolarındaki Sarı Halelerin Kaynağı:

Bazı tarihçiler Van Gogh’un uzun bir süre boyunca alkol oranı çok yüksek ve bitkisel bir içki olan absent tükettiğini savunmuşlardı. Absent  zehirlenmesinin ksantopsiye (cisimleri sarı bir filtreden görmeye benzeyen görme şekli) yol açtığı bilinmektedir. Van Gogh’ın resimlerinin çoğunda halelerin bulunması ve sarı rengin hakim olması bu varsayımı desteklemektedir. Ünlü Fransız nörolog Jean-Pascal Gastaut, absentin Van Gogh’un başlıca psikiyatrik semptomlarının ortaya çıkmasında önemli bir role sahip olduğunu kabul etmiştir. Bununla birlikte, daha sonraki araştırmalar ksantopsinin gelişmesi için bu alkollü içeceğin galonlarla tüketilmesi gerektiğini ve bu miktarın Van Gogh’un yaşamı boyunca içmesinin pek olası olmadığını ortaya koymuştur.

Bunun yanı sıra, Van Gogh’a epileptik konvülsiyonları için digital grubu bir ilacın reçete edildiği bilinmektedir. Digitalis purpurae, bir bitki olup 19. yüzyılından itibaren epilepsi ve bazı psikiyatrik hastalıkların tedavisinde  kullanılmaya başlanmıştır. Sakinleştirici, antikonvülsan ve antimanik olarak kullanılmıştır. (Günümüzde digital grubu ilaçlar bu endikasyonda kullanılmamaktadır.)Digital tedavisinin yan etkilerinden biri sarı-yeşil diskromatopsi ve özellikle yüksek dozlarda kullanımda halüsinasyonlar oluşmasıdır. Dolayısıyla digitalis ile tedavi edilen hastalar sarı haleler görmeye başlarlar. Bu haleler Van Gogh’ın neredeyse tüm eserlerinde görülmektedir.

Şekil 2: Yıldızlı Gece adlı tablo – Pixabay

Şekil 3: Van Gogh’un ayçiçekleri isimli tablosu – Wikimedia Commons

Van Gogh, hekimi olan Paul-Ferdinand Gachet’i iki kez çizmiştir. Her iki resimde de hekimin elindeki Digitalis Purpurea bitkisi net bir şekilde görülmektedir.

Şekil 4: Van Gogh’un Dr. Gachet çizimi, Digitalis purpurea yaprakları doktorun önündedir – Wikimedia Commons

Alternatif bir açıklamaya göre, Van Gogh’un eserlerindeki halelerin bir tür glokomdan kaynaklandığı öne sürülmüştür. Ancak glokomun 40 yaş altındaki bireylerde görülme sıklığı oldukça düşük olduğundan, 37 yaşındayken vefat eden Van Gogh’un glokomu olma olasılığı düşüktür. Van Gogh’un çalışmalarının diğer ressamların çizgilerine benzememesinin, onun bulanık görüşe sahip olduğu anlamına gelmediğini, bunun yerine sadece sıradan farklı bir tarza sahip olduğunu iddia eden araştırmacılar vardır. Onlara göre, Van Gogh’un tablolarındaki sarı hakimiyetini sanatsal tercih ile açıklanmaktadır. Bu hipotezi destekleyen en kuvvetli kanıtlardan biri herhangi bir zihinsel çöküntü veya hastaneye yatıştan önce Van Gogh’u iyice tanıyan ve onunla çalışmış olan Paul Gauguin’ın Van Gogh’un ayçiçeği resimlerinden birinde sarının etkisi hakkında yorum yapmasıdır. Gauguin şöyle söylemiştir: 

‘‘Ah evet, sarıyı severdi, bu iyi Vincent, bu Hollandalı ressam. O güneş ışığı parıltıları ruhunu yeniden alevlendirdi, sisten iğrenen, sıcaklığa ihtiyaç duyan.’’

Dünyanın en çok bilinen ressamlardan biri olan Van Gogh hakkında epeyce bilgi sahibi olmamıza, yüzlerce tablo ve çizimin bulunmasına, bunca mektubun günümüze ulaşmasına rağmen; hayatını ve resimlerini doğrudan etkileyen hastalıkların bilinmemesi oldukça ilginçtir.

29 Temmuz 1890’da, yanında silah bulunmamasına rağmen kendini vurduğu düşünülmektedir. Van Gogh’un biyografisini yazan Steven Naifeh ve Gregory White Smith, arızalı bir silahı tutan iki çocuk tarafından yanlışlıkla vurulduğunu iddia etmektedir. Hayatı sanatın kollarında sıkıntılarla geçen büyük ressam Van Gogh, vurulduğu akşam piposunu içerken son nefesini vererek hayata gözlerini yummuştur.

Kaynakça:

Benson, D. F. (1991). The Geschwind syndrome.

Bhattacharyya, K. B., & Rai, S. (2015). The Neuropsychiatric Ailment of Vincent Van Gogh.

Lee, T. C. (1981). Van Gogh’s vision. Digitalis intoxication? .

Arnold, W. N., & Loftus, L. S. (1991). Xanthopsia and van Gogh’s yellow palette.

Dahan, S., & Shoenfeld, Y. (2017). A Picture is Worth a Thousand Words: Art and Medicine.

Anna Gruener. (2013). Vincent van Gogh’s yellow vision.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.