MUMYANIN GİZEMİ

Mumyanın Gizemi

Diri diri gömülerek Home-Dai lanetiyle ölümsüzlük cezasına çarptırılan Rahip İmhotep, “Ölüm sadece bir başlangıçtır.” yazmıştı tabutuna; lanetiyle birlikte 3000 yıllık uykusundan uyanacaktı bir gün. (The Mummy, 1999)

Stephen Sommers imzalı “The Mummy” ve serinin devam filmi “The Mummy Returns”, 90’lı yılların sonunda eğlence sineması için önemli filmler olmuş, dünya çapında 850 milyon dolar hasılat elde ederek kendi dönemi için hatırı sayılır bir gişe başarısı yakalamıştı. Mısır’da geçen ve egzotik diyarları fantastik canavarlarla buluşturan filmler, tarih boyunca yaşamla ölüm arasında bir yerde sıkışmış, eziyetli, intikamcı bir varlık olarak mumya eğilimini sürdürmüştür.

Peki neydi mumyayı bu kadar gizemli ve enteresan kılan?

Mumyalama antik dünyada derin dini önemi olan ve genellikle yetenekli uzmanlar tarafından gerçekleştirilen, yaygın ve onurlu bir gelenekti. Yüzyıllar boyu ölülere saygı göstermenin ve ölümden sonraki hayata olan inancı ifade etmenin en etkin yolu olarak uygulandı. Çeşitli kültürlerin ölülerini mumyaladıkları bilinmektedir. En bilinen örneği eski Mısırlılardır; ancak Çinliler, Kanarya Adaları’ndaki eski insanlar, Guanches ve İnkalar da dahil olmak üzere Güney Amerika’nın birçok Kolomb öncesi toplumu da mumyalamayı uygulamıştır.

İnsanlar tarafından gerçekleştirilen mumyalama, ölümden sonra bedeni kasıtlı olarak kurutarak ve mumyalayarak koruma işlemidir. Bu tipik olarak ölmüş bir bedenden nemin alınması, eti ve organları kurutmak için reçine gibi kimyasallar veya doğal koruyucular kullanarak cesedi muhafaza etme prosedürlerini içerir.

Mumyalar ayrıca, “Doğal Mumyalama” olarak bilinen, kasıtsız veya tesadüfi süreçlerle de oluşabilir. Bu durum ceset aşırı soğuğa, çok kuru koşullara veya çürümeye karşı hafifleten diğer bazı çevresel faktörlere maruz kaldığında meydana gelebilir. Buna örnek olarak Avrupa’da doğal olarak korunmuş, bilinen en eski mumya olan buz adam Ötzi; yaklaşık 5300 yıl önce yaşamış, İtalyan Alpleri bölgesinde öldürüldükten sonra 1991 yılında turistler kalıntılarını keşfedinceye kadar yoğun kar ve buz sayesinde korunmuştu.

Şekil 1. Dünya üzerindeki doğal olarak korunmuş en ünlü
 mumyalardan biri olan buz adam Ötzi.

Mumyalama Yapan İlk Uygarlık

İnsanlar tarafından yapılan en eski mumyalar, bilinen ilk Mısır mumyalarından yaklaşık iki bin yıl önce Şili’nin Camarones Vadisi’nde ortaya çıkarıldı. Bu mumyalar, şu anda güney Peru ve kuzey Şili’de yaşayan Chinchorro kültürüne (9.000 ila 3100 yıl önce) aittir. Chinchorrolular sadece seçkinler değil; bebekler, çocuklar, yetişkinler ve hatta fetüsler dahil tüm kesimleri mumyalamıştı.

Antik Mısır’da Mumyalama

Mumyalama en detaylı ve özenli şekline eski Mısırlılar ile sahip olmuştur. İlk Mısır mumyaları, arkeolojik kayıtlarda yaklaşık olarak M.Ö. 3500 yıllarında görülüyor. Eski Krallık veya Piramitler Çağı zamanında mumyalama Mısır toplumunda iyice yerleşmiş, Yeni Krallık döneminde ise teknikler mükemmelleştirilerek devam ettirilmiştir.

Chinchorro toplumundan farklı olarak, eski Mısır’daki mumyalama tipik olarak kraliyet ailesi, asil aileler, hükümet yetkilileri ve zengin aileler gibi toplumun seçkin sayılan kesimleri için uygulanırdı. Sıradan insanlar, uygulama pahalı olduğu için nadiren mumyalanırdı. Daha sonra bu ritüel daha yaygın hale geldi ve bağımsız atölyeler kuruldu. Zanaatkarlık seviyeleri müşterilerin ne kadar ödeyebildiğine bağlı olarak büyük ölçüde değişti. Ayrıca tüm atölyelerden mumyalayıcılar belli bir anatomik bilgiye sahip olduklarından ve bir dizi ritüel gerçekleştirmeleri gerektiğinden, hem doktorlar hem de rahipler sosyal sınıfının üyeleri olarak görülüyorlardı.

Eski Mısır’daki mumyalama, toplumun dini inançlarıyla derinden iç içe geçmişti. İnsanları bir unsurlar karışımı olarak tanımlayan inançlarına göre, bu unsurlardan bazıları maddeydi: kişinin vücudu, gölgesi ve adı. Diğer unsurlar ruhla ilişkilendiriliyordu: “ka” veya doğumda alınan kozmik enerji; “ankh” veya hayati nefes; “ba” yani kişilik. Bu unsurlar, bir kişi öldüğünde anlık olarak ayrılırlardı ki, bu Mısırlılara göre büyük bir ıstırap kaynağıydı. Mumyalama, ölen kişinin ruhunun kendi bedenini tanımasına, sevinçle ona dönmesine ve yeniden doğmasına izin verirdi.

California Üniversitesi’nde Mısır papirüsleri* üzerine çalışan Mısırbilimci Rita Lucarelli, ölen kişinin ruhani kısmının bu yolculuğu yapabilmesi için bedenin sağlam kalması gerektiğini söylemiştir. Mısırlıların mumyalamaya bu kadar önem vermelerinin ve bu işlemin son derece özenle yürütülmesinin nedeni de buydu.

*: Papirüs, eski Mısırlıların bu bitkinin saplarından yaptıkları kâğıda verilen isim. (Kaynak: Turkcebilgi.com)

Ne yazık ki eski Mısır metinlerinde gerçek mumyalama süreci hakkında çok az bilgi vardır ve sürecin teknik özelliklerinden ziyade mumyalama ile ilgili ritüellerden bahsedilmiştir. Uygulamanın ayrıntıları günümüze büyük ölçüde Yunan tarihçi Herodot (M.Ö. 484- 425) gibi Mısırlı olmayan kaynaklardan gelmiştir. Herodot’un ünlü eseri “The Histories” de mumyalama sürecini oluşturan aşamalar ayrıntılı şekilde anlatılmaktadır.

Yoğun Mısır sıcağında ayrışma hızla gerçekleştiğinden, ilk aşama oldukça hızlı olurdu. Ibw adı verilen ve vücudun yıkandığı geçici bir yapıda üç gün boyunca ölen kişinin arınma ritüeli gerçekleşirdi. Bunun nedeni, organik yapı taşlarının kendiliğinden yok olmasının beklenmesi olarak açıklanmaktadır. Vücut, arındıktan sonra mumyalama işleminin başladığı yer olan wabet’e (saf yer) veya per nefer’e (güzellik evi) götürülürdü.

Burada önce beyin ve iç organların çoğu çıkarılırdı. Beyin tipik olarak burun deliklerinden sokulan kavisli bir metal alet kullanılarak çıkarılırken, diğer organlar obsidyen taşı ile karnın sol tarafından bir kesi yapıldıktan sonra elle çıkarılır, bu esnada organların zedelenmemesi için potasyum kullanılırdı. Ardından organlar mumyayla birlikte gömülmek üzere tabutun yakınındaki “Kanopik” adı verilen kavanozlara yerleştirilirdi.  Mısırlı doktorlar beynin kan pompalamaktan, kalbin ise düşünce ve duygudan sorumlu organ olduğuna inandıkları için beyni muhafaza etmeyi değil, atmayı uygun görüyorlardı. Lucarelli, kalbin her zaman içeride kaldığını çünkü Mısırlıların, kalbin zekayı içerdiği için kişinin en önemli yönü olduğuna inandıklarını söylemiştir. “Ölüler Kitabı” olarak bilinen cenaze metinleri koleksiyonundaki 27, 28 ve 29 numaralı büyüler de bu organın vücuda bağlı tutulmasının önemini belirtir.

Şekil 2. Organların içine konulduğu kanopik adı verilen çömlek kavanozlar.

Ardından vücut boşlukları talaş, kum, saman gibi çeşitli maddelerle dolduruluyor; böcekleri uzaklaştırmak, ayrışma kokularını maskelemek ve etin esnekliğini de muhafaza edebilmek için ete çeşitli yağlar (özellikle sedir ve ardıç yağları) ve sıvı reçine sürülüyordu. Gövde dikilmeden önce son olarak Çin tarçını, mür ve sinameki gibi (yaprak dökmeyen ağaçların kabuğundan yapılmış) çeşitli aromatik baharatlar koyuluyordu. Yeni Krallık ve Geç Dönem mumyalarında ağzı, burun kanallarını ve diğer boşlukları kapatmak için balmumunun da kullanıldığı bulunmuştur.

Sonraki aşama olan dehidrasyon (nemin uzaklaştırılması) mumyalama işlemi için oldukça gerekliydi. Kullanılan malzeme genellikle tuz göllerinin yakınında bulunan hidratlı bir sodyum karbonat olan katı haldeki natrondu. Vücut, 70 güne yakın bu maddenin içinde bekletildikten sonra yıkanır ve son aşamaya geçilirdi.

Mumyanın temel özelliği, genellikle mumyalama işleminin son adımı olan keten sargılardı. Sargıların vücuda yapışmasını sağlamak için yapışkan reçine uygulanırdı. Bu son prosedür büyük bir ciddiyetle gerçekleştiriliyor, sargıların vücudu tamamen sarması günler alıyordu. Her bir eylem, en ince ayrıntısına kadar tamamlandıktan sonra daha fazla koruma sağlamak için, keten bezinin kıvrımlarına çeşitli tılsım ve büyülere sahip papirüsler yerleştirilirdi.

Şekil 3. Mumyalama işlemi tasviri.

Ölen kişi seçkin bir kişiyse mumya bir maske ile kapatılır, kendisini tasvir etmesi için özenle hazırlanıp boyanmış görkemli bir tabuta konulur ve tabut da bir lahdin içine yerleştirilirdi. Bunların yanında önemli bir nokta da Ölüler Kitabı’nın kitabının kişiyle birlikte konulmasıdır. Bu kitap, tanrı Osaris’in sorgulamasından geçmesi için ölen kişiye kaynak niteliğinde olacaktır.  Cenaze alayı lahdi mezara,“Sonsuzluk Evi” ne taşıdıktan sonra, ölen kişinin bedeni burada artık ölümden sonraki yaşamın zorlukları için uygun şekilde donatılmış, ruhunun unsurlarına yeniden katılabilir ve yeniden doğabilir durumda bulunmaktaydı.

Şekil 4. Bir Lahit.

Mısır’da mumyalama, Roma’nın Mısır’ı yönettiği dördüncü yüzyılda yavaş yavaş ortadan kalktı. Lucarelli, Hıristiyanlığın gelişiyle mumyalama sürecinin durduğundan bahsetmiştir.

Bilinen en ünlü mumyalara örnek olarak iki önemli ismi verebiliriz. Bu isimlerden ilki; Kraliçe Hatşepsut’tur. Kraliçe Hatşepsut bilinen tek kadın firavun olarak Mısır tarihinde önemli bir yere sahiptir. M.Ö. 1458 yılından günümüze ulaşan bu mumya 1903 yılında Krallar Vadisi’nde bulunmuştur.

Şekil 5. Kraliçe Hatşepsut.

Ünü oldukça büyük olan diğer isim ise Tutankhamun’dur. Tutankhamun’un mumyası yaklaşık 85 yıl önce Krallar Vadisi’nde bulunmuştur. M.Ö. 1323 yılına kadar hükümdar olan firavunun mezarından çıkanlar günümüzde Kahire Müzesi’nde sergilenmektedir.

Şekil 6. Firavun Tutankhamun.

Mumyalama süreci, eski Mısırlıların anatomi alanındaki bilgilerine ciddi anlamda katkı sağlamıştır. Eski Mısır halkı, iç organların varlığını biliyorlardı; fakat işlevlerinin ve ölümü takiben vücudun dış kısımlarından önce çürüyeceğinin farkında değillerdi. Bu, doktorların bulguları kaydetmesine ve anatomik bilgiye dayalı cerrahi yöntemler geliştirmesine olanak sağlamıştır. Bulgular papirüslere kaydedilmiş ve doktorlara öğretilmiştir. Dolayısıyla ilerleyen süreçte mumyalar ve mumyacılık, sosyal bilimlerin yanı sıra bilim tarihi açısından da önemli bir araştırma konusu olmuştur. Günümüzde DNA testi sayesinde kimlikleri tespit edilebilen mumyalar dönemlerinin bilinmeyen yönlerinin günışığına çıkarılmasıyla dünya kültür mirasına sunduğu eşsiz katkıların yanında, modern tıp için de ufuk açıcı niteliğe sahiptir.

Ek olarak;

Mumyalama işleminin temel aşamalarını anlatan bu videoyu izleyebilirsiniz: https://www.youtube.com/watch?v=-MQ5dL9cQX0&feature=youtu.be

Bilim insanları, Mısırlı bir rahip olan Nesyamun’un ses yolunu üç boyutlu yazıcı ile kopyalayarak günümüze taşıdılar. Haberi buradan okuyabilirsiniz:https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-51230204

KAYNAKÇA

1. National Geographic, How to Make a Mummy in 70 Days or Less

https://www.nationalgeographic.com/history/magazine/2017/03-04/egyptian-mummification-technique-process-purpose/ (Published: April 3, 2017).

2. Live Science, Mummification: The lost art of embalming the dead

https://www.livescience.com/mummification.html (Published: July, 2020)

3. Schoolhistory.org.uk, Mummification and medical knowledge in Ancient Egypt

https://schoolshistory.org.uk/topics/

4. Wikipedia, The Mummy (movie, 1999)

https://tr.wikipedia.org/wiki/Mumya_(film,_1999) (Last edit: July 24, 2020)

5. Açık Bilim, Eski Mısır’ın Ölümsüz Vücutlar Yaratma Sanatı: Mumyalama (Published: May 1, 2012)

http://www.acikbilim.com/2012/05/dosyalar/eski-misirin-olumsuz-vucutlar-yaratma-sanati-mumyalama.html

6. Wikimedia

Yazar: Zeynep Karabayır

Balıkesir Üniversitesi Tıp Fakültesi

4 thoughts on “Mumyanın Gizemi

    Yücel Bez

    (27 Ağustos 2020 - 16:43)

    Doyurucu bir Metin. Emeğinize sağlık

      Zeynep Karabayır

      (27 Ağustos 2020 - 16:57)

      Teşekkür ediyorum.

    Orhan Bez

    (27 Ağustos 2020 - 18:26)

    Ölüm sanki yok oluşmuş gibi ölümden ve yok olmaktan kurtulma çabaları. Dün nasılsa bugün de aynı. Ellerinize sağlık güzel bir çalışma olmuş. Yazınızın sonunda dediğiniz gibi tıp biliminin üzerinde ileride çokça konuşacağı bir konu.Bakalım gelecek ne getirecek. Çok bekleyeceğimizi de sanmıyorum. Çünkü gelecek daima yakındır.

      Zeynep Karabayır

      (28 Ağustos 2020 - 00:29)

      Katılıyorum, sürprizlerle dolu gelecek sandığımızdan da yakın aslında. Teşekkür ediyorum yorumunuz için..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.